Modern Köleler, Üç Harfliler ve Sömürünün Dayanılmaz Hafifliği

Modern Köleler, Üç Harfliler ve Sömürünün Dayanılmaz Hafifliği

Geçtiğimiz hafta, oğlumun tanıştığı bir gencin öyküsünü heyecanla anlatmasıyla irkildim. Üç harfli bir marketin kasasında duran bir gencin çok iyi düzeyde İngilizce konuştuğunu ve yüksek lisans belgesi olduğunu, iş bulamadığı için kasiyer olarak işe başladığını anlattı. Oğlum, bu gencin aldığı ücretin düşük olduğunu (muhtemelen asgari ücret bandı olsa gerek) ama hiç yoktan iyi olduğunu da vurguladığını söyledi.

Tamda o günlerde kamuoyu üç harfli marketlerde çalışan bu gençlerin yorgunluktan bayılma görüntüleriyle karşılaştı. Ciddi bir infial oluştu. Öyle bir cendere kurulmuştu ki, bu gençlerin dinlenmesi için bir sandalye bile çok görülmüştü.

Çıkış bulamamak, kendini gerçekleştirememek şu anki genç kuşağın en büyük sorunu… Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz, siyasal, sosyal ve ahlaki çöküş daha da ötesi yönetilemeyen bir ülke profili bu gençleri ehvenişere yöneltiyor. Sosyoloji, siyaset bilim, iktisat, işletme hatta mühendislik bitirmiş pek çok genç bu marketlerde ya da güvenlik şirketlerinde kendi uzmanlıklarının ötesinde işleri yapmaya zorlanıyor. Bu mecburiyet tabi ki anlaşılır bir şey (bağlamı içerisinde) …

Ancak bu gençlerin yaşadığı sıkıntıları suistimal etmek, bu gençlere insanlık dışı çalışma şartlarını dayatmak ve bu şartlar üzerinden bir ekonomik kalkınma modeli üretmek herhalde bugüne ve bugünün muktedirlerine nasip olurdu. O da oldu…

Bu insanlık dışı çalışma şartları yani uzun mesai saatleri, dinlenme sürelerinin azlığı, bir kişinin kaldırabileceği yükten çok daha fazla mesuliyetin bu gençlere yüklenmesi tam anlamıyla ülkenin mevcut şartlarının suistimal edilmesi anlamına geliyor. Öyle ki, bu marketlerde çalışanların görev tanımlarıyla ilgili de sıkıntı bulunuyor. Bir işçi aynı anda hem kasaya hem reyona hem de mağazaya gelen ürünlerin depoya sevkine bakmakla görevlendiriliyor. Bir nevi modern bir kölelik düzeni…

İşin garibi, bu marketlerin bazı cemaatlerin kontrolünde olması… Yani bu cemaatlerin bir yandan bize dini veya manevi bir iklimi dayatırken diğer taraftan bu marketlerde uyguladıkları iş modeliyle dünyevileşmeyle kalmayıp, bir yandan da kapitalist kalkınma modelinin tüm unsurlarını uyguladıklarını gösteriyor. Elde ettikleri sermaye birikimi tam da eleştirdikleri batılı sermayedarlar gibi gerçekleştiriyorlar. Tam da bu noktada, şu soruyu sormak gerekiyor: Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…

Öfkeli bir genç nesli yetiştiriyoruz. Sayıları yüzbinleri aşan ve bu marketlerde çalışan, psikolojik baskı altında, uzun çalışma saatleri ve düşük ücretlerle boğuşan bu gençlerin neden dine, devlete, hukuka ya da sisteme karşı öfkeli olduklarını sorguluyoruz, yargılıyoruz.

Komik değil mi?

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.