Davos’ta Diyalog Ruhu

Davos’ta Diyalog Ruhu

En son, Ayartıcının baştan çıkardıklarını aynı trene bindirip, yola revan olduğunu söylemiştik. Biletler yolcuların ekonomik ve sosyal statüleri dikkate alınarak satılmıştı. VIP’ten trene binen efendiler ortalamanın üstünde bir sınıfla yolculuk yapacaklardan emin olsalar da yine de sınıfsız insanların varlığından endişe etmiyor değillerdi. Zira sonradan görmüşler ve hizmetli olarak alındığı söylenen insanların çokluğu dikkat çekiyordu. Din, dil ve ırk ayrımına tabi tutulmayan yolcuların hikmetini ancak zihniyet sahipleri biliyordu.

Trenin hangi saiklerle tasarlandığını ve nereye gideceğini daha önce anlatmaya çalışmıştım. Uluslararası ilişkiler analiz edilirken önce yapbozun tamamını görmek gerekli. Aksi takdirde bütünü bilmeden parçaları doğru yerlerine koymak oldukça zor olacaktır. Bu yüzden tümdengelimci bir yaklaşım her daim size daha tutarlı analizler yapabilme imkânı sunar. Burada önemli olan şey tüme dair algınızdır. Öyleyse her parçayı yerine koyarken resmin bütününü düşünmek zorundayız.

Uluslararası yapıdaki sistemsel dönüşümler ile ilkesel kırılmaları birbirinden ayırt edebilmeliyiz. Sistemsel dönüşümler ilkedeki kırılmaların somut artçılarıdır ve her daim varlıklarını korurlar. Örneğin sömürgecilik, coğrafi keşifler, Rönesans, demokrasi, parlamenter sistem, I. ve II Dünya Savaşı, Soğuk Savaş v.s. Bunlar ve benzeri birçok gelişme ilkelere uyum sağlamak için gerçekleştirilen dönüşümlerdir. İlkesel kırılmalar ise daha çok insanın erdem yolculuğu ile ilgilidir ve temelinde din vardır.

Davos’un Teması: Diyalog Ruhu

2026 Ocak ayında Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Formu bu yıl “Diyalog Ruhu” teması altında toplandı. Uluslararası sisteme kendince katkı sağlayan böylesi büyük bir organizasyonun belirlemiş olduğu temalar, dünyanın içinde bulunduğu dönüşümü ifade ederler.  “Diyalog Ruhu” üzerine ayrı bir yazı yazmak lazım, zira bütün ve parça üzerindeki etkileri ilk bakışta çelişen bir görüntü verebilir.

Zirvede birçok devlet başkanının korkusuna, endişesine ve nostaljik umutlarına tanık olduk.  Kanada Başbakanı Carney “hoş bir kurgunun sonuna ve acımasız bir gerçekliğin başlangıcına” vurgu yaparken, aslında bunun bir dönüşüm değil “kırılma” olduğunun farkındaydı. Carney son akşam yemeğinde “masada olmazsak menüde oluruz” gerçekliğinin de ziyadesiyle farkındaydı.

Davos’ta “diyalog ruhu” ile bir araya gelen ülkelerin korku ve umutlarının uzlaştırılması gayretini gördük. Forumun ruhunu yansıtan Trump ve Carney’in söylemleri ve eylemleri bu yüzden oldukça önemliydi. Her ne kadar birbiriyle uzlaşamaz gibi görünse de iki şahsiyet ve söylemin esasında birbirini muhteşem bir şekilde bütünlediğini görüyoruz.

Trump dünyada kırılmadan kaynaklı bir dönüşüm olduğunu, ayakta kalabilmek ve yeni düzene uyum sağlamak için bedeller ödenmesi gerektiğini söyledi. Carney ise bu dönüşümü onaylayarak, “güzel bir hikâyenin” sonundan ve “acımasız bir gerçekliğin” başlangıcından bahsetti. Nostaljik umutlarla avunmaktansa, gerçekliğin korkusuna uyum sağlanma zamanı gelmişti.

Hz. Adem’den bu yana ayartılan, baştan çıkartılan veya uyum sağlayan her toplum ve birey “diyalog ruhu” ile bu trene bindirildi. Şimdi yapılması gereken şey bu ruhların düzleştirilmesi, tesviyesi veya tekilleştirilmesidir.

Birinci Sınıf Keyfi

Batı medeniyetinin çıngar çıkartmasına vesile olan şey, bu düzleştirme gerçekliğinin farkındalığıdır. Trump içinde bulunduğumuz sürecin farkında ve başta kendi ülkesi olmak üzere Batı Medeniyetini mümkün olduğunca korunaklı bir ortama çekmeye çalışıyor. Carney de bunun farkında lakin nostaljik değerlerin kutsallığından vazgeçmek ona ve dostlarına zor geliyor.  Bin bir güçlük ve zahmetle kurdukları medeniyetin meyvelerini toplarken, ağaçların kesilmesine anlam veremiyorlar. Her ne olursa olsun her ikisi de kendi toplumlarının trendeki birinci sınıf keyfini mümkün olduğunca uzatmaya çalışıyor.

Batı içinde bir rekabet ve çatışma yok. Her daim olduğu gibi metodolojik gerçeklik sendromu var. Ne yazık ki yapay zekâ, olmayan gerçeklik algımızın yokluğunu bize gösterdi. Batı yüzlerce yıldır kendisiyle mücadele ederek bir medeniyet ortaya çıkardı. O hep kendisinin ötekisi oldu.  Bugün yaşanan kırılma konusunda şerhler düşülmüş dahi olsa bir uzlaşmaya varıldı. Şimdi de bunun pratiğe dökülmesiyle ilgi sorunlar yaşanıyor. Üst aklın kabullerine toplumun ikna olması biraz zor olacak gibi görünüyor. Trump’ın realizmine ayak uyduramayan Avrupa idealizmi, nostaljik bir melankoliye girme tehlikesiyle karşı karşıya. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın “değer temelli realizm” çıkışı bir kapı aralar mı hep birlikte göreceğiz.

Birçok kişi bu yaşananları Trump’un kişiliğiyle özdeşleştiriyor. Alakası yok. Trump bu dönüşümü dünyaya anlatabilecek çılgın ruha sahip seçilmiş bir insan. Düzen kabul gördükten sonra görevi bitecek ama süreç asla geriye dönüş yapmayacak. Carney uluslararası ilişkilerin doğal mantığının yeniden canlandığını, buna uyum sağlamak ve itaat etmenin kerhen de olsa kabulünü beyan ediyor.

Batı, ölümün gerçekliğinin, yanılsama içindeki zenginlik ve özgürlükle örtülemeyeceğini kabul etmek zorunda. Bu zamana kadar acımasızca sömürdüğü ve katlettiği insanlar üzerine kurduğu refah toplumunun, trendeki köleler tarafından gasp edilmesinden korkuyor.

Efendiyken Köle Olma Korkusu

Yaşamın, Yaratıcı’nın insanlara bir lütfu olduğunu söyleyen mazlumların kesik başlarıyla top oynayan medeni insan, aynı çıkmazla karşı karşıya olduğunun farkında. Lütfeden, bağışlayan ve esirgeyen gibi sıfatlarla kendine tanrısal bir güç bahşedenler, bugün merhamet dilinmek zorunda kalmaktan hicap duyuyorlar. Batı’nın en büyük çıkması efendiyken köle olma korkusudur.

Efendiler, zenginlik ve huzurun sonlanmasından, kölelerle aynı yerde olmaktan ve yaptıklarının bedelini ödemekten korkuyorlar. Kölelerin, ne olduğunu hiçbir zaman anlamadığı hukukun üstünlüğü ve insan hakları gibi evrensel değerler ve kurumlar daha anlamsız hale geldi. Carney, “artık sadece değerlerimizin gücüne değil, gücümüzün değerine de yaslanıyoruz” derken bunun farkına varmıştı.

Son vagonlardaki köleler ve diğerleri efendilerin hala lüks yaşam içinde yolculuk yaptığı vagonlara doğru yürümeye başladıklarında, efendiler kendilerini koruma arzusuyla birlikte hareket edip, aralarındaki yapmacık düşmanlıklara son verecekler. Batı’nın Rusya ve Çin korkusu sistemi oluşturmak için elzem bir gerçeklik. Kapitalizmin sermayesini yüklenmiş bir komünist Çin’in ABD’ye düşman olmasını hangi gerekçeyle bekliyorsunuz. Soğuk savaş döneminde taraflar kendi müttefiklerini konsolide etmek için ne yaptılarsa şimdi de bir benzerini yapıyorlar. Nükleer savaş çıkmadığı sürece bölgesel çatışmalardan hiç korkmayın. Uluslararası sistem korkuyla inşa edilir.

Yaklaşan Göklerin Krallığı mı?

Batılılar, trenin rotasından ve son akşam yemeğinden şüphe duymuyor. Sadece hakikatin farkındalığı içinde bu kırılma sürecini yönetmeye çalışıyorlar. Son durağa gelinceye kadar efendileri kölelerden uzak tutma arzusu şu an en büyük motivasyon kaynağı. Bunun için bedel ödenmesi gerekiyorsa vaktiyle ödedikleri gibi yeniden ödeyecekler.

Akşam yemeği için sofra kurulurken kimi efendiler hakikatin erdemine sarılıp Yaratıcıyla bağ kurmak isteyecekler. Güneş batıdan doğduğunda bakalım kim nerede olacak? Efendilerin en azından bir kısmı hakikati keşfetmeye meylederken, umarım köleler hamaset çukuruna saplanıp kalmazlar. Papa XIV. Leo, Angelus duasında “Hristiyanları korku veya olumsuz koşullar karşısında felç olmamaya, Tanrı’nın zamanlamasına güvenmeye çağırdı.” “Tüm bireyler, kültürler, dinler ve halklar arasında kardeşlik ve barış mayası görevi görmelidir” ifadesiyle diyalog ruhunu bir daha hatırlatan Papa, “Göklerin krallığı yaklaştı” diyerek çıkılan yol için bir hatırlatma yapmış oldu.

“Tren” ve “akşam yemeği” metaforuyla anlatmaya çalıştığım “zihniyet”e dair tümdengelimci yaklaşımım sanırım bir vücut buldu. Davos’ta, Batı ile eklentileri (Rusya ve Çin Başta olmak üzere) arasındaki diyalog ruhu yeniden tasarlandı.  Çin uyum sağlamaya başladı bile. Akabinde ise diğer ülke ve toplumlarla olan diyalog ruhu yeni bir vizyonla revize edilecektir.

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.