Külliyenin Külyutmaz Danışmanının Pazar Vaazı Üzerine

Külliyenin Külyutmaz Danışmanının Pazar Vaazı Üzerine

Dünyanın alt-üst olduğu ve krizlerin geleneksel uluslararası kurallar ve yöntemler çerçevesinde yürütülemediği ve bu bağlamda her alanda çözümsüzlük vekâlet savaşları ve kaosun egemen olduğu doğru ve yerinde bir saptamadır. Ancak bu saptamayı yaparak Türkiye’de yürütülmekte olan “Terörsüz Türkiye” sürecini merkeze alarak muhalifleri hizaya çekme, kimsesizleri, ezilenleri azarlayıp yoksulluk, baskı ve zulme boyun eğmelerini istemek ahlaki değildir. Ahlaki olmadığı gibi sürecin başarısına dair bir işlevi de yoktur. Bu olsa olsa Külliyede oturup Firavunluk taslayarak etrafa baskı ve şiddet tehditlinde bulunmak olur. Dahası Külliyede oturan Cumhurbaşkanına methiyeler dizerek bu krizin yegâne aktörü ve yürütücüsü olduğu, alternatifinin bulunmadığı dolayısıyla onun emir ve komutlarına harfiyyen riayet ederek ancak felaha ulaşacağımızı söylemek entelektüel bir çaba değil, hakikati örtme ve statükoyu koruma kurnazlığıdır. Mehmet Uçum temsil ettiği derin odakların politik önceliklerini koruma derdinde her Pazar bir kilise papazı gibi oligarşik bürokrasinin halka ulaştırmak istediği mesajını vazetmektedir. Bu global çöküşün sonucunda ortaya çıkan boşlukları ve bu boşluklardan majestelerinin hakimiyet alanlarına sızan habis oluşumlara dikkat çekerek halkın mevcut otoriteye baş eğmesini öğütleyen, yer yer gözdağı veren bir kaosu betimler. Böylece yüce bir öğütçü, milletin geleceğini düşünüp çareler üreten bir figür olarak kendini/kendine yontar. Hiçbir zaman gerçekleşmeyen ekonomik refah ve sözde demokratik reformları da bir havuç olarak geleceğin müjdesi olarak öne sürer. Oysa hakikat başka türlü yürümektedir ve süreç ahalinin aleyhinde kullanılmakta, süreç üzerinden yoksullaştırılmış halka (emekliye-çiftçiye), emeği sömürülen işçi ve memurlara şantaj yapılmakta, aba altından sopa gösterilmektedir.

Hakikatte bu süreci istismar eden iki parti var: Ak Parti ve DEM. Ak Parti bu süreçte kendi siyasal ve ideolojik tükenmişliğini, ahlaki çöküşünü ve bu bağlamda devlete ve millete karşı işlediği hukuksuzlukların üstünü örtmek ve 24 yıldır kamu kaynaklarıyla semirttiği, rant üretimiyle inşa ettiği komprador sermaye ve gerici tarikatların da içinde bulunduğu oligarşik yapıların çıkarlarını korumak, artık halktan alamadığı gücünü tahkim etmek için diğer siyasi partilerden önemli şahsiyetleri görevden alarak hapse atıyor, kişisel menfaat karşılığında ya da kriminalize olmuş siyasi figürleri devşiriyor. Böylece fakirlikten ve yoksulluktan inim inim inleyen milletin (çiftçi-emekli-işçi-memur) lehine herhangi bir iyileştirmede bulunmayarak ve süreci başarısızlığa üretme pahasına riskler alarak siyasi irade gaspına ve ekonomik sömürüye devam ediyor.

DEM Batılı Demokrasilerin de tecrübe edip terk ettiği siyaseti çürüten, yozlaştıran, daha çok kapitalizmin insanları kendi kendine ve gerçek sorunlarına yabancılaştıran lümpen burjuvazinin emeğe ve emekçiye yabancılaşmış, sermayenin güdümüne girmiş, kişisel fantezi düzeyindeki ekolojist, üçüncü cinsiyet inşacısı, ve etnik-dini-felsefi marjinalliklerin (birileri Apo’yu da bu konuda uyarsa iyi olur. O da bu safsataları gerçek bir siyasa olarak benimsiyor, bunun üzerinden Kürtlere racon kesiyor) siyasetin merkezine taşınması gibi abuk işlere yoğunlaşarak bu toprakların, bu milletin gerçek sorunlarının çözümü pahasına aktüel siyasetin odağına alıp yerleştiriyor. Bugün ne sosyal demokrasi nede sosyalizm bu sularda dolaşmıyor, global çürümenin ve yozlaşmanın girdabında savrulmaya devam ediyor. Bu tip meşgala ve siyasi tutum paçozlaşmış, hayata yabancılaşmış, hatta tarih dışı kalmış, Kürt maraba psiko-patolojisiyle enfekte olmuş, Alevi gecekondu elitlerinin cehaletiyle yoğrulmuş eski sol-sosyalist lümpenliğinden başka bir şey değildir. Bu tip marazi siyaset ne Kürtlerin,  ne Türklerin ne de Alevilerin lehine bir değer/barış üretmez. Devir daha çok ataerkil kahramanlık ve yiğitlik mitoslarıyla bezenmiş ve bu bağlamda milletin gerçek sorunlarına odaklanmış çözüm üreten düşünce ve figürlerin devridir. Çözüm denilen şey Apo’nun iddia ettiği gibi sosyalizmde ısrar etmekte değil, bu feodal çizgi üzerinde sebat edenlerin üreteceği bir fenomendir. Sonuç olarak DEM içinde bulunduğu safsata düzeyindeki etnik ve mezhebi ideolojik düşünce ve tutumundan, üzerine sinmiş tembellik ve lümpenlikten sıyrılarak, Kürt köylüsü inadını aşarak çözüme katkı sunmalıdır.

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.