Bolu Kartalkaya’da yanan bir otel… İhmaller ve suiistimaller zinciri… 79 kişinin canlarıyla bedelini ödediği ihmal kaynaklı bir facia…
Basına yansıyanlara, köşe yazılarının arasından sızanlara bakarsak durum yangından ve bedelinden daha vahim…
Bölümmüş bir devlet algısı, iktidar ve muhalefet arasındaki suçlama ve kutuplaşma… Daha da vahimi çürümüşlüğün rahatsız edici, iç karartan, umudu söndüren iklimi…
Geçtiğimiz günlerde Dünya Ekonomik Forumunun (WEF) her yıl Davos’ta düzenlenen yıllık toplantıları öncesi hazırladığı Küresel Riskler Raporu yayımlandı.
Rapor, 2024-2025 Küresel Risk Algısı Anketi’ne (GRPS) ve 121 ülkeden 11.000’den fazla işletme liderinin katıldığı İcra Kuruluşu Anketi’ne (EOS) dayanıyor. Hemen belirtelim, raporda ifade edilen küresel riskleri hem kısa (2 yıl) hem de uzun (10 yıl) vadede tahminleniyor.
Rapordan birkaç başlığı inceleyelim;
Raporun en önemli bulgusu, yanlış bilgi ve dezenformasyonun kısa ve orta vadede en büyük endişe kaynağı olması olarak gösteriliyor.
Raporun en önemli başlıklarından biri olan toplumdaki kutuplaşma, yanlış bilgi ve dezenformasyonla birlikte ele alındığında hem kısa hem de uzun vadede ciddi bir risk olarak görülüyor. Bu durum, sosyal istikrarsızlığa ve siyasi gerilimlere yol açabileceği kaydediliyor.
Enflasyon ve ekonomik durgunluk gibi ekonomik riskler, geçen yıla göre önemini kaybetmiş olsa da yine de dikkat edilmesi gereken konular olarak belirtiliyor. Özellikle eşitsizliğin, ekonomik sorunların tetikleyicisi ve sonucu olarak görülmesi, bu riskleri daha da önemli kıldığı vurgulanıyor.
En dikkat çeken bir diğer risk algısı ise yaşlanan nüfuslar. Yaşlanan nüfusu sadece ekonomik değerler üzerinden okumak doğru olmayabilir. Yaratıcı alanların kısırlaşması, statükocu bir nüfus baskısının oluşması daha dikkate değer sonuçlar olarak görülebilir.
Biz her ne kadar kendimizi dünyadan uzak tutmaya çalışsak da dünya bizden uzakta değil. Raporda belirtilen risklerin büyük bir bölümüyle yüzleşiyoruz. Hem de oldukça uzun bir süredir yüzleşiyoruz.
Kutuplaşma, adalet sistemimizin yetersizliği, eşitliği öncellemeyen bir sitemin varlığını ya da çürüdüğümüzü Kartalkaya’da çıkan bir yangınla keşfetmedik. Yeni Doğan Çetesinin bebeklerin hayatı üzerinden devşirdiği zenginliğe ortak olan okumuşlarımızın varlığıyla anladık.
Sokak ortasında, Ankara’nın orta yerinde torbacılar tarafından vurulan genç bir akademisyenin suçlularına karşı gösterilen müsamahakâr tavrı, delil yetersizliğinden kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesiyle anladık.
Çürüyen sadece sistem mi? Maalesef çürüyen sadece sistem değil. Toplumun her kesiminden çürümüşlük kokuları geliyor.
Bugün küçümsediğimiz, suçladığımız muhafazakar ahlakın çürümesinin nelere sebebiyet verdiğin şimdi şimdi anlıyoruz. Oysa anlıyoruz ki, toplumu taşıyan bütün değerler çatısını yüklenen bu muhafazakar ahlakmış. Bu ana direğin çökmesi diğer taşıyıcı yan unsurların da çökmesine neden olmuş.
Bugün çöken bu ahlakın altında toplumun her kesimini bulabilirsiniz. En tahsillisinden en cahiline, en solcusundan en sağcısına, en liberalinden en İslamcısına her kesim bu çöken çatının altında kalmış durumda.
Yaşananlardan ders almıyoruz. Ders almıyoruz çünkü ders alırsak maliyetinin çok ağır olduğunu biliyoruz. Zihniyet değişikliğine gitmediğimiz için ölmeye ve sessiz kalmaya devam ediyoruz.
Oysa yaşadıklarımız sadece bize ait sorunlar değil. Küresel Risk Raporu uyardığı başlıklar ile bize bunu anlatıyor.

Bir cevap bırakın