Belgenin Gerekçesi
Kasım 2025’de ABD hükümeti yeni bir “Ulusal Güvenlik Strateji”si yayınladı. Belge, esasında I. Dünya Savaşı ile şekillenip II. Dünya Savaşı ile kurumsallaşan yüz yıllık uluslararası sistemin sona erdiğini ilan eden bir manifestoydu.
Yaklaşık çeyrek yüzyıldır, Batı zihniyeti içinde bu manifestoya dair girişimler açıkça kendini göstermeye başlamıştı. İngiltere’nin Brexit ile uluslararası sistemde kendini yeniden konumlandırmasıyla birlikte, ABD içindeki hareketlenmeler de netleşmeye başladı. Ancak, Batı medeniyetinin manevi ve fiziki gücü olan bu iki ülkenin, yeni döneme geçme arzusu, doğal olarak kendi içlerindeki yerleşik zihniyetin muhalefetiyle karşılaştı. Bu yüzden strateji belgesinin başlangıç bölümünde ABD elitlerinin soğuk savaştan sonra ülkeyi yanlış yönlendirdiği hususunda net bir açıklama yapılmış. Kaybedilen zamanın faturası da bu elitlere çıkartılmış.
İngiltere kendi içinde yönetilebilir bir düzen kurduktan sonra, sabırla ABD’nin kendisine uyum sağlayacağı günü beklemeye başladı. Zira bu gerçekleşmeden yeni bir sisteme geçmenin ihtimali yoktu. Sancılı ve zahmetli bir sürecin ardından ABD devlet aklı, kendisini oluşturan yüzlerce yıllık hâkim Batı zihniyetiyle olan ittifakını tazeledi.
Bu strateji belgesi Batı zihniyeti içindeki uzlaşmanın bildirgesiydi. Bu belge ile birlikte bir asırlık uluslararası sistem yıkılıyor ve yerine yenisi kuruluyordu. Bu şekliyle bakıldığında belge ABD’yi ilgilendiriyor gibi görünse de aslında bütün dünyaya yeni bir kapı aralıyordu. Hasbelkader anahtar Trump’ın elindeydi ve kapıyı açan o oldu.
Belgenin İçeriği
Strateji belgesi, 1823 tarihli Monroe Doktrini’ne bir Trump eklentisi yaparak, ABD’yi kıta içinde yeni bir izolasyona taşıyordu. Belge, ABD’nin artık dünyada jandarmalık yapmayacağını, kendi ülkesi ve vatandaşları için var olması gerektiğini, uluslararası alanda ancak kendi ülkesel çıkarlarını ilgilendiren olaylara müdahil olacağını, ancak her hâlükârda ekonomik, siyasi ve askeri alanda dünyanın en büyük gücü olmaya devam edeceğini, bilim, teknoloji ve sanayide dünyada lider olacağını ve de en önemlisi Amerika halkının bir ulus olarak varlığını sürdürmesi için aile ve kültürel değerlere ziyadesiyle önem verileceğini söylüyordu.
Avrupa’nın uzunca bir zamandır kendi güvenlikleri için yeterince emek ve sermaye ortaya koymadığını ifade eden belge, Avrupa Birliği’nin ulusal değerleri yok etmek suretiyle Batı medeniyetinin temellerini sarstığını belirtiyor. Ayrıca göç ile ziyadesiyle kozmopolit bir yapıya dönüşen Avrupalı toplumların müdahale edilmez ise yirmi yıl sonra yok olacağı vurgulanıyor.
Belge özetle, Batı dünyasının kendi içine çekileceğini, ulus devletlerin yaşamsal değerlerine saygı duyulacağını, ancak hiçbir zaman kendilerince tasarlanmış uluslararası güç dengesinin bozulmasına müsaade edilmeyeceğini, başta Çin olmak üzere , Ortadoğu ve Afrika’da bu yönde politikalar izleneceğini, Batı’nın medeniyet, ekonomi, ticaret ve askeri alanda üstünlüğünü hiçbir zaman bırakmayacağını ifade ediyor.
Belgenin Analizi
Son dönemlerde göç ve nüfus politikaları nedeniyle ziyadesiyle zarar gören Batı medeniyeti yeniden koruma altına alınacak. Uzun vadede üstesinden gelebilecekleri bir husus olmadığını bilseler de bugün için bu korumacı refleksi göstermek zorundalar. Özellikle Batılı ülkelerin ulusal kimliklerinin korunması hususu dikkat çekiyor. AB gibi örgütlenmelerin bu ulusal değerleri yok ettiği gerekçesiyle Batı medeniyeti içindeki bölgesel yapılanmalara karşı olumsuz bir tavır sergilenecek.
Küreselleşme adı altında uzunca bir zamandır dünyadaki dinler, diller ve kültürlerin düzleştirildiğini görüyoruz. Aslında ulusal yapılara değer verildiği izlenimi sergilense de amaç bütün ulusların yaşamsal değerlerini ortak bir pota içinde eritebilmektir. Yani tekil bir dünyanın kapılarını aralamak. Lakin bu yapılırken Batı medeniyetinin mümkün olduğunca steril bir ortamda kalmasını sağlamak istiyorlar. Çünkü bu süreci yönetecek olan Batı aklıdır ve onun çok uzun soluklu olması lazımdır. Ancak nihayetinde kendilerinin de bu süreçten etkileneceğini biliyorlar ve kabul ediyorlar. Fakat bu başlı başına bir yazı konusudur.
Batı medeniyeti içindeki bu akıl birliği, zaman içinde başta Avrupa’nın diğer ülkeleri olmak üzere, ilişkili bütün devletlere de sirayet edecektir. Burada din, dil ve kültür farklılığının bir anlam taşımadığını göreceğiz. Zira Batılı medeniyet ve devlet aklı zaten uzunca bir süredir kültürel olarak kendine hiç yakın olmayan ülkeler ile samimi bir işbirliği içinde. Makyevelist çıkarcılık bütün ülkelerin kaderi olmuş.
Binanın tasarımını yapan mimarlar şimdi kendine mühendisler ve ustalar bulmak zorunda. Adaylar özgeçmişlerini verdiler. Hali hazırda tecrübelerinden istifade edilmesini isteyen mühendisler çıkacak, ama mimarlar çağın teknolojik birikimine sahip yeni mühendisler tercih edebilir. Yapay zekanın bu denli hayatımıza girdiği bir dönemde sanırım bu kaçınılmaz bir ihtiyaç.
Bina yıkıldı, mimarlar yeni bir bina tasarladılar. Peki bu aşamada yapılması gerekenler nedir? Elbette ki öncelikle eski binanın molozları kaldırılacak. Molozların altında can verenler ve yaralananlar var. Hasar tespit çalışmaları bir süre devam edecek. Bu zorlu süreçte yıkıntıların altında hala nefes almaya çalışanlar kurtarılmayı bekleyecek.
Küresel ve bölgesel örgütler ile ulusal yapılar için zor bir geçiş dönemi olacak. Kaos ortamı belki de bir turnusol kâğıdı gibi birçok şeyin gerçek yüzünü ortaya koyacak. Ulusal yapılar yeniden düzenlenecek ve ülke içi siyasi mücadeleler artacak. Yeni düzene biat etmeyen ülkelerle her alanda mücadele edilecek. Karşılaşacağınız hiçbir olayı şaşırmadan izleyin. Temizlik yapılırken analiz yapmak da kolay olmayacak. Lakin yeni binanın temelleri atılmaya başlandığında, ortaya çıkacak kabullenmeler göreceli bir huzur ortamı oluşturacak.
Gelecek dönemde uluslararası ilişkilerin yeni aktörleri milletler ve toplumlar olacak. Zira geçen dönemde devletlerin Batı aklına yeterince entegre olduğu kabul edilmekte. Şimdi ise yapılması gereken şey toplumlar arasındaki entegrasyonun sağlanması.
Tedbirli suskunluk dönemine giriyoruz. Gelecek öngörüsünde toplumsal aklı güçlü olan milletler ön plana çıkacak. Zira düzleştirme için öncelikle buna engel teşkil eden milletlerin ön plana çıkması gerekiyor. Bu anlamda Batı medeniyeti içinde Yahudiler, öteki olarak da Türkler ön plana çıkacak. Yahudiler bir devlet olarak var olmak yerine, bütün Batı medeniyetinin kılcal damarlarında yaşayacak. Türkler ise birer ulus devlet olarak sahnedeki yerini alacak. Türk devletlerinin ortak kültür havzası ya planlanan düzleştirmeye maruz kalacak ya da diğer bütün uluslara örnek teşkil edecek.
Müslüman, Hristiyan, Musevi ve Pagan Türklerinin oluşturduğu muhteşem kültür coğrafyası hali hazırda Batı medeniyetinin en büyük ötekisi olarak sahnedeki yerini almak üzere. Bu çok kültürlü yapı bir kazanım olsa da Türkleri diğer din ve etnik yapıların müdahalesine açık hale getiriyor.
Sonuç
ABD bu strateji belgesiyle yüz yıllık bir dönemin kapanış manifestosunu yayınlamış oldu. Bu belge ABD’den çok uluslararası sistemi ilgilendiriyor. Her şey yeniden tanımlanıyor. Yeni sistem inşa edilirken elbette ki sorun ve sıkıntılarla karşılaşılacak. Lakin bunlar tasarlanmışlığa mâni olmayacak. Türkler geçmişte bütün dinler ve etnik yapılara hâkim olabilme endişesiyle hareket etmişti. Bugün aynı şeyi Batı medeniyeti yapmak istiyor. Papa XIV. Leo’nun Türkiye ziyareti bu anlamda hiç de tesadüfi değil. Batı zihniyeti dinler ve kültürler arası düzleştirme hareketine Türklerden başlayacak. Sonuçta her dinin temsil edildiği, muhteşem bir kültür havzasına sahip bir topluluktan bahsediyoruz.
Yeni dönemin mimarisine şöyle bir göz atmış olduk. Şimdilik bir iç mimar gözüyle bakmadık elbet. Zira şu an bizi genel tasarım ilgilendiriyor. İçini tasarlamak artık bir zevk ve estetik meselesi.

Bir cevap bırakın