Gazze’de Barışın Ayak Sesleri, ABD’de Sonun Başlangıcı

Gazze’de Barışın Ayak Sesleri, ABD’de Sonun Başlangıcı

7 Ekim’den bu yana İsrail – Filistin savaşı üzerine yazdığım yazılar ve konuşmalarımda üzerinde durduğum temel birkaç husus vardı. Birincisi, bu savaşın Yahudiler ve İsrail devleti arasındaki çatışmadan kaynaklandığı görüşüydü. Uluslararası sistem içinde hâlâ çok büyük bir güç olan Yahudi toplumu binlerce yıl önce kurdukları bu kudretli toplumsal yapıyı yeniden etkinleştirmek istiyorlardı. Aslında yapı etkindi ama İsrail devleti bu etkinliği sanıldığının aksine yıpratmaya başlamıştı. Toplumsal akla alternatif olmaya başlayan devlet aklı, Yahudileri beklemedikleri bir yol ayrımına getirdi.

Bu cepheden bakıldığında, İsrail devleti ve Yahudi toplumu arasındaki bu mücadele Filistin -İsrail savaşı olarak tezahür etti. Aslında olayın Filistinlilerle hiç alakası yoktu ama ne yazık ki o an orada onlar vardı. Ve bu savaşın bedelini Filistinli masum çocuklar ödedi. Yahudiler geleneksel olarak toplumsal yapıları üzerinden dünyanın kılcal damarlarına sirayet etmeyi başarmışlardı. Böylesine kamufle olmuş bir güç ve iktidarı devletin nefretiyle zayıflatmalarının hiç anlamı yoktu. Öyle de yaptılar. Bu savaş İsrail devletinin zayıflatılması Yahudi toplumunun güçlendirilmesi kurgusu üzerinden tasarlandı.

İngiliz Aklı

Bu iç mücadelenin elbette ki uluslararası sistemde de bir karşılığı vardı. Tarihsel olarak İngiliz aklı her daim Yahudi toplumu ile birlikte oldu. Her ne kadar devletin kurulmasında da temel aktör olsalar da vakti gelince sınırlandırılması gerektiğinin farkına varmışlardı. ABD ise uluslararası sistemde eş zamanlı olarak var oldukları İsrail devleti ile birlikte hareket etmeyi öğrenmişti. Her iki büyük devlet geçmişlerine bakarak taraflarını belli ettiler. Dolayısıyla Yahudiler arasındaki bölünmüşlüğün uluslararası sistemde de bir karşılığı ortaya çıkmış oldu.

ABD ve İngiltere bu savaşın taraftarlığını yaparken aslında kendi aralarındaki mücadelenin de adını koymuş oldular. İngiltere 1. Dünya Savaşıyla başlattığı süreci, 2. Dünya Savaşında tamamlayarak, uluslararası sistemdeki hakimiyetinin vekaletini ABD’ye vermişti. Vakit gelip bu vekaleti almak istediğinde ilk önce Brexit sürecini başlattı. Sonra da Commonwealth ülkeleriyle hiç bitmeyen var oluş sürecini yeniden gün yüzüne çıkardı. Diğer yandan 19. Yüzyıl sonuna kadar ektin bir şekilde tasarladığı uluslararası sistemin güncellenmesi gerekliliğiyle hareket etmeye başladı. Rusya, Çin, Türkiye, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’da bu minval üzerine politik açılımlar gerçekleştirdi.

İngiltere’nin vekaleti alma isteği, ABD ile perde arkasında gerginliği her geçen gün arttırırken, Filistin -İsrail savaşı bu mücadelenin dışa vurumu oldu. Savaş, suya atılan bir taşın oluşturduğu dalgalar gibi farklı boyutlarda farklı yansımalar ortaya çıkartıyordu. Ama sonuçta bunların hepsi ortak bir nedenden kaynaklanıyordu. Bu yüzyılın sistem savaşının temelinde zihniyet mücadelesi yatıyor. Artık devletlerarası bir mücadelen çok zihniyetler arası mücadeleyi göreceğiz. Dolayısıyla gelecek yüzyıllar hemen her devletin içinde konuşlanmış müntesipler üzerinden yürütülecek. Esasında bugün bile durum böyle. Bu nedenledir ki bir devletin uluslararası politikada net ve istikrarlı bir söyleme sahip olması imkânsız hale geldi. Zira devletlerin içindeki müntesipler kendi zihniyet grubunun çıkarları doğrultusunda hareket ediyor.

Rusya-Ukrayna Savaşı

Rusya-Ukrayna savaşı da bu çatışmanın bir uzantısı olsa da asla Filistin-İsrail savaşı kadar olayın merkezinde yer alamadı. Zira Rusya farklı bir dalgada değerlendirilmesi gereken ülkeydi. Ancak ABD burada da beklenilen bir etkinlik oluşturamadı. ABD Filistin-İsrail mücadeledesin İsrail devletinin yanında durarak savaşın bütün Ortadoğu’ya yayılması için mücadele etti. İngiliz aklı ise İsrail devletinin bekası garanti altına alınmak suretiyle iki devletli bir barıştan yanaydı. Bu şekilde hem Yahudileri hem de Müslümanları mutlu etmiş olacaktı.

ABD bölgede savaşın yayılmasını sağlayamayınca, Gazze’de bir işgal planı uygulayacağını duyurdu. Ancak olaylar uluslararası sistemde beklediği gibi gelişmeyince kerhen de olsa iki devletli bir çözüm konusunda yeşil ışık yakmaya başladı. Bu yönde oluşturduğu barış planını bölge ülkeleriyle paylaştı. Filistin’in halkı bir daha Hamas gibi bir örgütlenme oluşturmayacak., İsrail devleti ise bölgede daha barışçıl politikalar izleyecekti. Tam da bu noktada İngiliz ve ABD aklı İngiltere lehine uzlaşmış oldu.

Çok uzun zaman önce sanırım iki yazımda ABD’nin Monroe Doktrini’ne yeniden dönmesi gerektiğini yazmıştım. Zira uluslararası gelişmeler bir süredir bunun sinyallerini veriyordu. ABD Monroe Doktriniyle yaptığı gibi kendi kıtasına çekilecek ve uluslararası alandaki jandarmalık pozisyonundan vazgeçecekti. İsrail devletinin etkinliğinin azaltması nasıl Yahudilerin zoruna gidiyorsa, ABD’nin de Monroe Doktrinine geri dönmesi bir grup devlet aklı sahiplerinin hoşuna gitmiyordu. İsrail ve ABD’de ülkelerinin içine girdikleri çıkmazdan üzüntü duyan gruplar, iş birliği yapma hususunda hiç tereddüt etmediler.

Bugün dünyada Filistin yanlısı olarak tavır alan ülkelerin İngiliz aklına biat ettiğini söyleyebiliriz.  O yüzden Filistin halkına verilen uluslararası desteği çok da iyi niyetli değerlendirmemek lazım.  Zira onların umurunda olan Filistin değil, yeni düzende masada oturacak sandalye bulup bulamayacaklarıdır. Barışın ayak sesleri her geçen gün daha yakından geliyor. Mücadeleyi İngiliz aklının ve Yahudi toplumunun kazandığını çoktan söylemiştim. Bu yakın bir gelecekte ortaya çıkacak. Trump’ın barış girişiminin başarılı olup olmamasının bir önemi yok. Bu barış nasıl olsa olacak.

Trump ve ABD’nin Devlet Aklı

ABD’nin devlet aklı elinden gelen mücadeleyi verse de yeni düzene biat etmek zorunda kaldı. Trump gibi bir çılgınla bütün sistemi allak bullak edeceklerini göstermek istediler. Ama olmadı. Rusya-Ukrayna savaşı da bu gelişmelerin ardından bir uzlaşmayla sonuçlanacak elbet. Sonraki dönemlerde 2. Dünya Savaşı sonrası düzenin ortaya çıkardığı uluslararası yapılanmalar da yeniden gözden geçirilecek.  Birleşmiş Milletler ve NATO dahil olmak üzere, uluslararası kuruluşların hepsi yeniden tasarlanacak. Muhtemelen daha radikal düzenlemeler gerçekleştirilecek ve ülkelerin etkinliğini sınırlayan daha yumuşak düzenlemeler oluşturulacaktır.

Bu şekliyle Filistin-İsrail barışı ABD için sonun başlangıcının beyanı olacak. Ancak yine de uzun zamandır ABD aklı ile iş birliği yapan ülkeler bu reflekslerinden kurtulmakta zorlanacak. Türkiye bu süreçte kilit bir ülke olma durumunu her zaman korudu. Tercihlerdeki zorluk kendini gösterse de dış işlerinin bu konudaki iradesi daha net ortaya çıkmaya başladı. Sonuçta yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır. Süper ligde futbol oynamak her takımın hayalidir elbet. Türkiye için bu hayalden öte bir gerçekliğe dönüşmek üzere. Sonuçta uluslararası ilişkilerde ahde vefa diye bir şey olmayacağını herkes bilir ve kabul eder.

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.