Narin Güran cinayeti davası nihayet sonuçlandı. Mahkemenin verdiği hüküm tartışmaya çok açık bir karar. Öyle anlaşılıyor ki çok da tartışılacak.
Serbestiyet yazarı Miham Akkul “Türkiye’nin Artık Bir Dreyfus Davası Var” adlı yazısında mahkemenin kararını karikatürize ettiği bir bölüm var ki o bölüm çıkan kararı oldukça yansıtıyor:
“Salim Güran: Bana bak Nevzat, biz az önce 3 kişi aynı anda Narin’in gırtlağına sarılarak onu öldürdük. Hepimizin eli için yer yoktu ama müşterek bir cinayet olması için yine de gerekli tüm işlemleri uyguladık. Bunu neden yaptık çünkü ben ve Narin’in annesi ilişki içindeydik ve Narin bizi gördü. Enes’i soracak olursan o çok modern bir Kürt genci bilirsin umursamaz böyle şeyleri. Narin öyle değil çok bağnaz. Hem Kuran kursuna filan da gider. Her neyse biz düşündük de 3 aydır süren küslüğümüzü, alıp bu cesedi yok edersen unutabiliriz. Bu arada istersen Enes’i hiç görmemiş de olabilirsin ama hâkim bey bu durumda nasıl ona da ağırlaştırılmış müebbedi verecek orasını bilemem.
Nevzat : Tamamdır
Hakim: Gereği düşünüldü….”
Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada tutuklu sanıklar amca Salim Güran, anne Yüksel Güran ve ağabey Enes Güran’a “iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası verdi. Mahkemenin verdiği ceza açık bir yargı oluşturuyor. Amca, anne ve kardeş el ele verip küçük bir kız çocuğunu öldürdüler. Cesede müdahalesi açık olan ve delilleri karartmak için elinden gelen her şeyi yaptığı anlaşılan Nevzat Güran ise 4 yıl 6 ay bir ceza aldı.
Yargılama sürecinin ardından kalanlar ise en az mahkemenin kararı kadar vahim.
- Jandarma’nın adli süreci yönetirken ne kadar yetersiz ve acemi olduğu ortaya çıktı.
- Delil süreçlerinin takibinde ve sorgularda pek çok eksik ortalığa döküldü.
- En kısa yoldan sonuca ulaşmak için tutuklu şüphelilere işkence yapıldığı anlaşıldı.
- Diyarbakır Barosu gibi demokratik olduğu sanılan bir kurumun aslında hiçbir şekilde demokratik olmadığı, son derece tarafgir davranabildiği ortaya çıktı.
- Bir aile ve bir köy sosyal medyada yargılanıp, linç edildi. Kimsenin sesi çıkmadı.
- Pek çok gazetecinin asılsız iddiaları gerçekmiş gibi yaymaya çalışarak ne kadar ön yargılı, bilgisiz ve kestirmeci olduğu ortaya çıktı.
- Mahkemeler fare doğurabiliyormuş onu anladık.
- Türk kamuoyu gerçekleri ya da delilleri duymak istemedi. Hislerinin karşılığı olan saçmalıklar, yalanlara çok daha iltifat etti. Böylelikle ne kadar manipülasyona açık bir kamuoyu olduğunu gördük.
Sürecin bundan sonrasını İstinaf ve Yargıtay aşamaları oluşturuyor. Belki o aşamalarda davada verilen kararlar adına bir ümit olabilir.
Bekleyip göreceğiz. Her zamanki gibi…

Bir cevap bırakın