Ganimet Cemaati ve TÜSİAD’ın Anlamlı Yalnızlığı

Ganimet Cemaati ve TÜSİAD’ın Anlamlı Yalnızlığı

2000’li yılların başlarında kendi aramızda konuştuğumuzda TÜSİAD hakkında pek olumlu düşünceler ifade ettiğimizi hatırlamıyorum. En büyük eleştirimiz yerli olmamalarıydı. Bu topraklardan para kazanıp bu topraklara yabancı olmanın adıydı, TÜSİAD. Mevcut rejimin uygulamalarına hiçbir şekilde ses çıkartmazlardı. Rejim onlarındı ve önemli olan kazanmak ve kazanmaktı.

Belki bu yüzdendir ki MÜSİAD gibi ‘yerli’ diye düşündüğümüz iş adamı birliklerinin varlığını önemserdik. Bir alternatif olarak farklı bir sermaye yapısının mümkün olabileceğine inanırdık.

Zaman bize yanıldığımızı hem de fena halde yanıldığımızı gösterdi. Çünkü sermaye ihtirasının tabiiyeti ve emel farklılığı yokmuş.

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan’ın konuşması pek çok kesimde farklı tepkilere neden oldu. Kimisi kızgınlık gösterdi. Kimisi ‘en sonunda’ der gibi bir oh çekti.

Peki TÜSİAD’ın bu açıklamalarının anlamı ne olabilir? Biraz zihnimizi zorlayalım o zaman;

2002 yılını baz alırsak 23 yıllık iktidar sürecinde TÜSİAD’ın dişe dokunur bir çıkışı olduğunu hatırlamıyoruz.

Birkaç cılız çıkışları oldu ama gelen tepkiler ile geri çekildiler. Hatta iktidarın ilk yıllarında, AB uyum sürecinde, iktidara tam destek açıkladıklarını da biliyoruz.

Daha da ötesi, her çıkışlarında dönemin lideri olan Erdoğan’ın “bizim dönemimizde en çok kazanan siz oldunuz” açıklamalarını da biliyoruz.

İmamoğlu’nun “sıra size de gelecek” açıklamasının hemen akabinde DDK ve TMSF’ye verilen yetkiler ile şirketlere kayyum atanabilmesi ve el konulma süreçlerinin ortaya çıkması TÜSİAD’ı etkilediği net olarak anlaşılıyor. Tabiri caizse, “bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın demekle olmuyor.” İşin ucu bir şekilde size de dokunuyor. Ülkenin refahının bu kadar düştüğü ve toplumun büyük bir bölümünün açlık sınırında var olmaya çalıştığı bir dönemde TÜSİAD’ın çıkışı ne kadar haklı ya da anlamı olabilir ki!

Bu çıkışın bir diğer hususu iş yapma biçimlerinin değişmiş olması, yani bir ganimet cemaatine ya da oligarşik bir etki grubuna dahil değilseniz pay alamadığınız bir ekonomik sistemdeyiz.

Tek bir adama ya da ekonominin karar vericilerine yakın değilseniz bu sistemde ne ürettiğiniz ya da nasıl ürettiğinizin bir anlamı olmuyor. TÜSİAD’da bu anlamda çaresiz kaldığını ifade ediyor.

Bir diğer husus; TÜSİAD, dünyanın farklı önemli noktalarında ofisleri bulunan bir kuruluş. Türkiye’deki en eski ve yerleşik bir sermayeyi temsil etmekle birlikte uluslararası yabancı sermayeyle tanışık ve çalışmış bir yapı. TÜSİAD’ın bu çıkışının uluslararası sermayenin temennileri ya da istekleri olarak da görülebilir.

Peki şimdi ne olacak? Ne olacağını ekonominin aktörleri söyleyecek. TİM, İhracatçılar Meclisi, TOBB gibi aktörlerin bu sürece nasıl yaklaştıkları önemli olacak. Bazılarının görünürde nasıl yaklaşabileceklerini ön görebiliyoruz. Kamuoyunun önünde yaşananlara çok fazla itibar etmemek gerekiyor.

Kapalı kapılar ardında neler olduğunu ya da olacağı daha önemli… ilerleyen zamanda anlayacağız. Ekonominin bu kadar kötü yönetildiği bir dönemde, iktidarın hiç istemediği bir şekilde gözlerin yeniden ekonomiye çevrilmiş olması hükümeti zorlayacaktır.

İhracatın ve istihdamın önemli bir bölümünü gerçekleştiren TÜSİAD’ın taleplerinin hafife alınacağını düşünmek ya da açılan soruşturmayı ciddiye almak en basit tabirle çocukça olacaktır.

TÜSİAD’ın çıkışının kendi açısından bir anlamı olabilir. Bu anlamın bize dokunan tarafı çalışmayan bir saatin günde iki kez doğruyu göstermesi gibidir. 23 yıllık iktidar sürecinde bize, topluma, hukuka dokunan tek bir anlamlı çıkışları ya da diretmeleri olmadığı içindir ki TÜSİAD’ın bugün kendini yalnız hissetmesi bize anlamlı gelmiyor.

Sözün özüne gelirsek, TÜSİAD bir dönem içinde olduğu ganimet cemaatinden dışlanmanın ve yalnızlaşmanın kaygılarıyla kavruluyor. Mevcut ganimet cemaatleri de kendilerine düşen payın derdinde…

Biz ise ortaya çıkan maliyetleri ödemenin derdindeyiz.

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.