Allah Müstehakını Versin Descartes

Allah Müstehakını Versin Descartes

Efendim neymiş. Milli irade, halkın iradesi gaspediliyormuş. Çok düşündüm. Bunun müsebbibini buldum: Descartes. Hani şu “düşünüyorum, o halde varım” diyen adam. Düşünmez olaydın diyeceğim de neyse. Aslında bu laf bence günümüz için yanlış anlaşılıyor. Varlığı, düşünceyle anlamlı kılmak maksadıyla söylemiş besbelli. Bugün bunun geçerliliği yok. Neden mi? Mecelle biliyorsunuz “Ezmanın teğayyürü ile ahkâmın teğayyürü inkâr olunamaz.”, yani “Zamanın değişmesi ile bazı hukuki hükümlerin değişmesi de inkâr edilemez.” diyor. E felsefe için de geçerli bu. O zaman Rönesans. Batı skolastik düşünceden kurtulup aklı ön plana alacak. İhtiyacı var. Şimdi devir değişti cancazım.  Neden mi?

Bir defa herkesin aynı yoğunlukta düşünmesine gerek yok. Bir de ileri gidip milli irade için böyle bir şart ileri sürersen vay halimize. Herkes bu görevi  ifa etmeye kalkarsa her kafadan bir ses çıkar. Kakafoni oluşur. Gel işin içinden çık. Büyüklerimiz bizim için düşünüyor. En iyisini düşünüyor hem de.

Kafanızı takmayın şu Descartes’a. Zaten kaç yüzyılı ifsad etmiş. Otursun oturduğu yerde.

Bu arada 19 Mart soruşturmalarındaki sürece yönelik usulü bir hukukçuya danışayım dedim. Bu konuları iyi bilir aydınlanırım, dedim. Gözaltı, soruşturma, tutukluluk, fezleke hazırlama, duruşma konularını dantel örer gibi ince ince anlattı. O konuşmadan sonraki süreçlere bir bakayım, dedim. İktidara yakın medya soruşturmanın selametini etkileyecek bilgi ve dosyaları –Masak raporu dahilmiş güya- ortalığa dökmüş, şakır şakır bilgi veriyor. Bizim hukukçumuzu dikkate alırsak kafamız allak bullak olacak. Ben işin hikmet-i hükûmetine döndüm kafamı toparlamak için. Adamlar aslında bir tür kamu hizmeti bilinci içinde yapıyorlar besbelli. Yoksa kötü bir niyetleri yok. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu bilgileri tekzip için çırpım çırpım çırpınıyor. Yahu bardağın dolu tarafından bakın. Adamlar testi kırılmadan önce kulak çekerek hata yapılmasını önlemek istiyorlar belli ki. Yani koruyucu hekimlik gibi bir şey.

CHP dün alelacele olağanüstü genel kurul kararı aldı, malum. Bak, kul sıkışmazsa Hızır yetişmez. Hadi yine bu arada hem kayyım derdinden kurtuldunuz hem de  cumhurbaşkanlığı aday belirleme ön seçimini de kurtardınız.

Bu arada öğrenci protestoları sürüyormuş. Türk gençliği apolitik deyip duruyordunuz. İktidar onları da aktive etmeyi başarmış oldu nitekim. Bizim arkadaşların çocukları tutturmuş yine illa bu gecede gideceğiz diye. Dünkü yazımı okumuş delikanlı. Konuştuk. Evladım bak memuriyet şansın kalmayacak. Kamera görüntüleri ile biyometrik resim eşleşti mi dosyaya girdin. Yapma etme, diye dil dökmeye başladım. Abi hani sen demokrattın, dedi. Bunu bana yakıştıramamış. Beni fena yakaladı. Bak dedim, şu soğukta suya maruz kalıp Allah muhafaza hasta olursun, yeni sağlık sisteminde eskisi gibi öyle hemen antibiyotik yazmak yok, falan dedimse de dinleyen yok. Bari gece dönüşte annen limonlu ıhlamur kaynatsın, şöyle ince bir dilim de taze zencefil koysun içine, onu iç de yat diyerek onu ne kadar düşündüğümü göstermeye çalıştım. İşi bugünlük te tatlıya bağladık.

Bu arada paça tarifinden dolayı yeğenim aradı. Aşk olsun dayı, dedi. Bu işin gerçek üstadı benim dedi. Pöç etiyle değil de gerdanla denemeliymişim.

Gazeteci İsmail Saymaz ev hapsi cezasıyla serbest bırakılmış. E yazının başında da dedim ya düşünmek, araştırmak muzır işler. Otur oturduğun yerde . Neyse, ohh, dedim. Kendisini izler, haberlerini okurum. Bak işte hukuk devletindeyiz sonunda. İsmail bence bu durumu fırsata çevir. Ailene zaman ayır. Bende kazakların dokuz kumalak oyunu var. Müthiş. Satranca beş çeker. Tanışmayız ama istersen, ortak arkadaşımız Ömer Ş. aracılığıyla ulaştırabilirim. Ayrıca su doku da iyi gelir. Gerçeklere gelince. Onların zaten bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Dünyayı sen mi kurtaracaksın. Bak, başın az kalsın derde giriyordu. Hem bırak dünya biraz kendi başına dönüp dursun. Ama itiraf edeyim, yazdıklarını, söylediklerini özleyeceğiz. Ne yapalım, bir süreliğine bağrımıza taş basarız. Hem bu terör şu elektrikli sineksavar gibi, nasıl oluyorsa şap diye yakalıyor insanı. Kahramanların ve hainlerin konjonktürel olarak sık sık yer değiştirdiği toplumlarda nereye basacağına dikkat etmek lazım. Hem sağlam gazeteci olmak için ROK hamlesi yapmayı öğrenmen şart. Bu hamle insana herşeyi önceden bilme yeteneği kazandırıyormuş meğer. Bak hamle şöyle yapılıyormuş :  Şah bulunduğu kareden kaleye doğru iki kare ilerliyor, sonra kale şahın üzerinden şahın son geçtiği kareye geçiriliyor. Eğer vezir kanadına yaparsan hamleyi bu büyük rok oluyor. Demek büyük hamle şah ve vezirin konumuna göre yapılan hamle. Benden söylemesi.

Bitirmeden bir haber daha. Borsa iki kez devre kesti ya. Üçüncüsü yokmuş. Allahtan Merkez Bankası, Bankalar birliği ile bir toplantı yaptı. Yoksa sayın bakanımız onca gayreti boşa gidecek. Ayrıca dövizi kontrol altına almak için arka kapı satışları için rakam telaffuz eden edene: “Merkez Bankası’nın 3 günlük dolar satışı yaklaşık olarak 26,2 milyar dolar.” demiş bir ekonomist. Sosyal medyada bugün birçok finans /para politikaları uzmanı rakamları savuruyor havada. Bana ne, ben gene de her denilene inanmam. Sonra yanlış bilgiyi filan yaymaya niye alet olayım ki. Bakanımız halleder bu işi. Güvenim tam. Döviz dediğin elinin yüzünün kiri sonuçta. Buluruz elbet bir yerlerden.

Huzurlu ramazanlar, afiyetle iftarlar..

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.