6 Şubat Depremlerinde Yıkılan Sadece Şehirlerimiz miydi?

6 Şubat Depremlerinde Yıkılan Sadece Şehirlerimiz miydi?

6 Şubat’ta iki büyük yıkımla yüzleştik. Kahramanmaraş merkezli depremlerde 45 bin vatandaşımızı kaybettik. Acımız hâlâ diri ve hâlâ yastayız.

Kahramanmaraş haricinde Hatay, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Kilis, Şanlıurfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır ve Elazığ’ı da etkileyen bir yıkım oldu. Bu kadar geniş bir bölgenin etkilendiği felaketle ilk kez yüzleştik. Asrın felaketi ifadesi bile yıkım göz önüne alındığında yetersiz kalacak bir ifade olabilir.

Can kaybının yanı sıra ekonomiye olan etkisinin tahmini bilançosu Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından açıklandı. Kahramanmaraş ve Hatay depremlerinin yol açtığı felaketin Türkiye ekonomisi üzerindeki toplam yükünün yaklaşık 103,6 milyar dolar (2 trilyon lira) düzeyinde olduğu ifade edildi.

Yıkım bu kadar büyük olunca topluma, siyasete tesiri oranıyla ölçülü oldu mu? Bu tartışılabilecek bir mesele… Ancak kesin olan bir şey var ki yıkımın her alana tesiri oldu.

Depremde sadece konutlar, kamu binaları ya da alt yapı yıkılmadı. Ayrıca pek çok değerimiz, güven duygumuz da yıkıldı.

Depremde yıkılan binalardaki uygunsuzlukların cezalandırılacağına olan inancımız yıkıldı. Dolayısıyla adalete olan güven duygumuz yıkıldı.

Din ve dindarlık algımız yıkıldı. Bölgede bazı grupların yaptığı yanlış uygulamalar. Yaşanan felaketin günahlarımızın bir bedeli olduğu gibi garip yaklaşımlar dini hassasiyetimizi zedeledi ve dindarlara olan güveni yıktı.

Büyük ve devasa olduğunu inandığımız pek çok kurumun aslında ne kadar hazırlıksız ve yetersiz olduğunu gördük. Bu kurumlara karşı olan inancımız yıkıldı.

Bölgedeki yağma ve hırsızlık olayları gibi pek çok adli vakanın sonucunda toplumsal değerlerimizin yeterli olmadığını, mevcut değerlerin toplumsal hassasiyetimizi taşıyamadan yıkıldığını gördük.

Devlete olan güvenimiz yıkıldı. Yardım ve kurtarma çalışmalarında belirli kurumların tercih edilmesi ve yardıma giden pek çok sivil ve resmi kurumun bölgeye sokulmaması devlete olan inancımızı yıktı. Oysaki felaketin büyüklüğü bu yardıma ihtiyaç olduğunun bir göstergesiydi.

Aile bütünlüğümüz yıkıldı. Çünkü pek çok aile parçalandı.

Hukuk kavramımız yıkıldı. Çünkü depremin değil ihmallerin öldürdüğü bir gerçeklikte sorumlu olanların pek çoğu hukukun arka kapılarından firar etti.

Pek tabi ki, depremle birlikte pek çok somut, müspet, bizi umutlandıran hadiseye de şahit olduk. Ancak depremin yıktıklarını üzerimizden kaldırmamız bu sefer pek kolay olmayacak gibi gözüküyor.

Üstelik bu yıkımdan nasibini alan ahlak, fazilet, adalet, hukuk gibi kavramları hangi müteahhit inşa eder? Onu da bilmiyoruz.

Not: Depremde, bir anaokulunda vefat eden çocuklar için yıkıntılara balonların asıldığını gösteren bu fotoğraf pek çok kişiyi derinden etkiledi.

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.