Pervin Buldan daha açıklamanın başında Abdullah Öcalan’ın “Kürt-Türk ilişkileri; 1000 yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler, varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan, hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir. Kapitalist modernitenin son 200 yılı, bu ittifakı parçalamayı esas gaye edinmiştir. Etkilenen güçler, sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas bellemişlerdir” sözlerini okuduğunda 20’li yaşlarıma döndüm ve PKK’nın kurulduğu o ilk yılları hatırladım.
Abdullah Öcalan’ın adını ilk 19 yaşında üniversite öğrencisiyken duymuştum. İki yıl kadar sonra sol öğrenci grupları arasında Öcalan’ın yeni bir örgüt kurduğu konuşuldu. Hemen ardından örgütün 1978 yılında Diyarbakır Lice’nin Fis yöresinde ilk kongresini toplayıp Öcalan’ı başkan seçtikleri bilgisi yayıldı. Ardından başlattıkları eylemlerle PKK’dan çok “Apocular” adı duyulmaya başlandı.
12 Eylül’ün Var Ettiği Örgüt
Türkiye’nin bağımsızlığı için ortaya çıkan sonradan bölüne bölüne 49’a ulaşan sol gruplar hegemonik güç odaklarına karşı mücadeleyi bir kenara bırakıp birbirleriyle didişmeye girişmişler, epeyce de kan akıtmışlardı. O yıllar Türkiye’de üniversite sayısı iki elin parmakları kadardı ama yaşanan sağ-sol çatışmasıyla birlikte 5 binden fazla bizim yaşlardaki üniversiteli genç hayatını kaybetmişti. Bu anlamsız çatışma ortamına 1978’de PKK dahil olmuş, kendisine ilk hedef olarak Türk soluyla ittifak kuran diğer Kürt örgütlerini almıştı. Bunu başaramamıştı ama imdadına 12 Eylül darbesi ve Diyarbakır hapishaneleri yetişmişti.
12 Eylül darbesi sağ-sol çatışmasını bitirmiş, sol örgütlerin hayatiyetini büyük oranda sona erdirmişti. Geriye ilerde birilerinin işine yarayacak bir iki illegal örgüt kalmıştı.
PKK 12 Eylül’ün ve Diyarbakır Hapishanelerinin bir ürünü olarak bu süreçten güçlenerek çıkmıştı, aynı dönemde başka bir metodla Fethullah Gülen’in ortaya çıkışı gibi.
Pervin Buldan’ın Öcalan’ın çağrısını okurken ifade ettiği gibi 1000 yılı aşan Kürt-Türk ilişkilerindeki gönüllülük esasına dayanan ittifakı, Cumhuriyet’in 1925 isyanıyla başlayan Kürdü yok sayma, dışarda tutma anlayışını bahane ederek bu ittifakı düşmanlığa dönüştürmek için PKK 1984’te tam da o hegomonist güçlerin isteğine uyarak saldırıya geçti. PKK ve Öcalan bu çıkışını sosyalizme dayandırıp, bir Kürt devleti kurma hedefiyle hareket edince sol gruplara ve onunla ilişki içinde olan SHP-CHP’ye büyük darbe vurmuş oldu, öte yandan milliyetçiliği harekete geçirdi.
Özal ve Erdoğan ile Atılan İki Adım
Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası Öcalan bu işin çıkmaza girdiğini kavramış göründü, Turgut Özal’ın açtığı yoldan bir çıkış aradı ancak Özal’ın beklenmedik, talihsiz ve tartışmalı ölümü ile bu çabalar akim kaldı.
90’lı yıllarda başlayan bu süreç Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması, ardından yakalanması ve mahkum edilmesiyle farklı boyutlar kazandı. Abdullah Öcalan Türkiye’ye getirilip İmralı’da hapsedildiğinde, hemen hemen aynı dönemde ortaya çıkan bir başkası Fetullah Gülen Türkiye’den ABD’ye götürülüyor Pensilvanya’da ikamete alınıyordu. Örgüt Öcalan’ın Turgut Özal’la denediği o ilk çıkışı ve liderinin yakalanması sonrası önce bir bocalama süreci yaşadı. Sonra yeniden 1000 yıllık Türk-Kürt gönüllü ittifakını iyice yıkmak için hegemonik güç odaklarının yönlendirmesine teslim oldu.
Uzun bir hazırlık sonrası dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk ve Kürt toplumunu seferber ederek başlattığı çözüm süreci hegemonik güç odakların olağanüstü çabalarıyla boşa çıkartıldı.
Çözüm süreci PKK’nın silah bırakması ile sonuçlanmadı ama iki olay Kürtleri çok etkiledi.
Selahattin Demirtaş’ın başkanlığındaki HDP, “Türkiyelileşme” kampanyası ile dikkatini bölge dışına çevirdi ve beklenmedik bir ilgi gördü. Kürt ve Türk seçmenler oylarıyla PKK’ya “artık silaha ihtiyaç yok, bizim tercihimiz sivil siyaset” dediler.
Silah bırakması beklenen PKK, bu mesajı almadı, almak istemedi. Onun yerine 2015 yılında Diyarbakır, Cizre gibi bazı yerlerde Hendek siyasetine yöneldi. Ve Kürtleri kaybetti. Kürtler için PKK artık katlanılması gereken bir yük olmaya başladı.
10 Yıl Sonra Taksim’de Konan Nokta
15 Temmuz darbe kalkışmasının bastırılmasından sonra Türkiye içerde ve dışarda terör odaklarına karşı mücadeleye girişti ve PKK’yı sınırlarının 30 km dışına çıkartmayı başardı. Suriye ve Irak topraklarında mücadeleyi sürdürdü. Suriye’nin iç savaş yaşadığı dönemde PKK, ABD ve diğer Batı güçlerinin desteği ile ayakta kaldı, silahsız kalmadı.
Suriye’de Esat’ın son demlerinin yaklaştığını gören Türkiye 2024 yerel seçimlerin hemen ardından yeni süreci başlattı. MİT hem Suriye, hem Irak hem İmralı ile bir dizi görüşmeyi yürüttü. Bu süreçte Edirne de ihmal edilmedi. İş belli bir olgunluğa gelince MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli her türlü riski alarak düğmeye bastı.
Pervin Buldan Öcalan’ın çağrısında yer alan “Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK’nın; güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır. Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır” bölümünü okuduğunda yeni bir dönemin başlamakta olduğunu fark ettim. Öcalan, PKK ve Kürtler ayrı bir devlet kurma fikrinin sosyolojiye uymadığını kabul ve teslim ediyorlardı. Bu büyük güçlerin oyun sahasından çıkıldığının ilanıydı.
Öcalan’ın yaptığı çağrının finali tam anlamıyla hegemonik güç odaklarına bir meydan okumaydı. Pervin Buldan’ın ağzından Öcalan yeni bir dönemin başladığını ilan ediyordu:
“Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”
Benim adını ilk duyduğum tarihten tam 48 yıl sonra Öcalan son 200 yılda dayatılan şeyleri reddediyor 1000 yılı aşan tarihler boyu var olanın yapılmasını istiyor, “devlet ve toplumla bütünleşin” çağrısını yapıyordu. Bu sözleri duyduğumda 48 yıl bir şekilde içinde, kıyısında, köşesinde, karşısında yer aldığım bir dönemin nihayet kapanmakta olduğunu düşündüm ve ağladım. Giden yıllara mı, gelmekte olan yeni döneme mi; neye ağladığımı bilmeden aktı gözyaşlarım.
Öcalan 1978’de FİS’te kurduğu PKK’ya son talimatını milyonların önünde 2025 yılında TAKSİM’de verdi:
“Silahı bırak, kendini feshet. Sorumluluk benimdir.”
Bu benim gibiler başta olmak üzere, Türkiye ve bölge için yeni bir dönemin başlangıcıdır.

Bir cevap bırakın