“Son Doğal İnsan” bir kitabın başlığı.
Robert A. Norman ve Sharad P. Paul adlı iki bilim insanının kaleme aldığı ve İş Bankası yayınlarından tercüme edilen kitabın başlığı.
İnsan neslinin son formu olabileceğimizden bahsediyorlar. İnsanlık tarihinde birçok önemli değişim ve dönüşümden bahisle bulunduğumuz zaman diliminin şimdiye kadar ola gelenden farklı olduğunun altı çizilerek; “Önemli bir dönüşümün eşiğindeyiz. Şu anda içinde bulunduğumuz zaman dilimi, insanlık tarihi açısından neden bu kadar önemli? Önemli, çünkü hala ‘kısmen veya tamamen doğal’ son nesil olabileceğimiz noktadayız.” vurgusu yapılıyor.
Çarpıcı bir başlık aynı zamanda ürkütücü de…
Gerçekten son doğal insan nesline ait olabilir miyiz? Eğer öyleyse bu ne anlama geliyor? Doğal olanın bitip neyin başladığı bir dönemeçteyiz? Yoksa ütopik yaşamdan distopik evrene mi geçiyoruz?
Bu önemli dönüşümün eşiğinde biz son doğal insanlar olarak son doğal acılarla baş etmemiz gerekebilir.
Belki de etrafımızda tüm olup bitenler bu doğal acılardır. Sonrasında acı da doğal olmaktan çıkabilir ve başka bir şeye dönüşebilir.
Bu distopyaya açıkçası ben hazır değilim.
O halde şimdi olana bakacak olursam ve iddia doğru ise yaşadığım topraklarda son doğal insan olarak son acılarım olan; son doğan çetesinin acımasızca ve profesyonelce uyguladığı çocuk katliamları, bir ailenin anne ve abinin de dahil olduğu Narin cinayeti, kimin sorumlu olup olmadığına odaklandığımız 76 kişinin yanarak ya da zehirlenerek öldürüldüğü Kartalkaya vahşeti. Ya da 435 gündür bombalanan Gazze’deki benim gibi son doğal çocuklar, kadınlar, yaşlılar.
Yani son doğal insanlık olarak son olarak neyi yaşıyor olabiliriz?
Amerikalı psikyatrist Karl A. Menninger, Man Against Himself (Kendine Karşı İnsan) adlı kitabında bu noktaya değinmeye çalışır: “Zaman takviminde ‘uygar’ insanın yamyamdan birkaç saniye, vahşi hayvandan birkaç dakika ileride olduğunu hatırlarsak, bilinçdışında yamyamlığın henüz tamamen ortadan kalkmamış olduğunu fark etmek şaşırtıcı olmayacaktır.”
Yamyamlık ve insanlık arasında kalan birkaç saniye nasıl bir fark oluşturabilir? Dinler, ideolojiler, felsefe, roman, şiir, masallar, ağıtlar hep bu fark olsun diye yani topu topu birkaç saniye dahi olsun yamyamlıkla insanın arasını açabilmek için değil miydi?
Kötülük ve iyilik ile bu mesafeyi korumaya çalıştık insanlık olarak. Kötü kimdi ve neydi?
Tanımlar her geçen gün daha da anlamını yitiriyor. Saf iyilik ve saf kötülük dışında bizi dehşete ya da mutluluğa sevk eden bir şey kalmadı.
Yamyamlığımız her ne kadar Leviathan’a dönüşse de yine de bir tarafımızda canlı kalan hep bir yamyamlık söz konusu.
Güç ve hukuk devşirmesiyle hapse atılan, öldürülen, aç ve susuz bırakılan ya da damgalanarak ötekileştirilen son doğal insanlığımız Leviathan’a dönüşmüş olan yamyamlığın modern biçimi.
Gazeteciler, yazarlar, düşünürler, düşündükleri ve yazdıkları için hapislere atılıyorsa ve kimin neyi nasıl düşüneceği bir hukuk ve güç konusuysa yamyamlıkla insanlık arasındaki mesafenin artık bir öneminin kalmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
“Önemli bir dönüşümün eşiğindeyiz.”
Bu doğru bir önerme ancak ne ifade eder tüm bu acılar yaşanırken.
“Allah, ağır ve inciten sözlerin açıktan söylenmesini hiç sevmez, ancak söyleyen zulme uğramışsa o başka. Allah her şeyi hakkıyla işitir ve görür.” (Nisa, 4/148)
Bu hakkı kullanmak bir suç mudur? Birisi zulme uğramışsa ağır konuşma hakkını kullanmak; eskiden beri bildiğimiz doğal insanın doğal müsamaha ile (en hafif ifade ile acısı söyletiyor denilerek) geçiştirilmesi gereken bir tutum değil miydi?
Hukuk acıları hafifletir mi? Yaşanmış acıları hafifletmez belki ama olacak olan acıların önüne geçebilir. En azından acısını yaşayan insanın acısını yaşamasına imkân vermelidir.
Acı çeken son doğal insan son “doğal hukuk” ile nasıl bir trajedi ya da hazindir ki son doğal yamyama dönüştü Leviathan ile…
Son tahlilde rasyonel olma çabasındaki insanlık elde ettiği rasyonaliteyle, son doğal insandan yamyamlığa doğal hukuk ile geçiş yapabildi. Rasyonel zeminimiz artık doğal dürtülerimiz yani doğal güç ve hakimiyet alanımız. Devletimiz, ailemiz, hayvanlar, bitkiler, işlerimiz ve ilişkilerimiz doğal rasyonel zeminde doğal bir güç ve hakimiyet alanına dönüştü.
Erdem ve aşkın olan ne varsa her şeyimizi doğal olana feda ediyoruz.
İlahi olanı rasyonel olana, insanlığı yamyamlığa, merhameti çıkara, ihtiyacı acımasızlığa, düşünmeyi hapis ve işkenceye, gülümsemeyi riyaya dönüştürdük.
Doğal olan kötülüğümüzden ürkmüyoruz.
Ve dünyada ve ülkede tüm bunlar yaşanırken akıttığım son doğal göz yaşlar bir timsahın gözyaşları olabilir mi?

Bir cevap bırakın