13 yıl süren Suriye iç savaşı, 11 günde neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan bitti. Humus, Halep, Hama ve Şam’ın muhalif güçlerin kontrolüne geçmesiyle Beşşar Esed’in liderliğindeki 61 yıllık Baas rejimi Suriye’de yıkıldı.
Hemen herkes Suriye’nin üniter yapısının bozulmaması gerektiğine dair arka arkaya beyanlar veriyor. Azınlıklar, kültürel unsurlar ve Sünni İslam anlayışının dışında kalan kesimlerin hukuklarının korunmasına dair yeni yönetimden beklentiler sıralanıyor.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye halkının “kendi geleceğini belirleyeceği” vurgusunu yaparak, yeni yönetimin “kapsayıcı” olması gerektiğinin altını çizdi. Anlaşılan o ki; Türkiye Devleti Suriye’nin yeni yönetiminin uluslararası sisteme uyum sağlaması ve kabul görmesi açısından bir misyon üstleniyor. Bu misyon Suriye yeni yönetiminin kadrolarının geçmişinin “cihatçı” örgütlere dayanıyor olmasından kaynaklandığını söylemek mümkün. Tüm dünyaca merakla izlemeye alınan bu dönüşüm ve değişim şöyle özetlenebilir: Türk Devleti tarafından -Batılı haberlerin özellikle “cihatçı” kavramıyla tanımladığı- yeni yönetime takım elbise biçiliyor ve kravat takmaya hazırlanıyor.
Yeni yönetimin kadrolarını oluşturan HTŞ (Heyet Tahrir Şam) örgütü Sünni ve cihatçı paradigmaya dayanıyor. Dolayısıyla HTŞ’nin Suriye’nin yeni yönetiminde nasıl bir sistem uygulayacağı birçok analist tarafından belli iken (Şeriat), özellikle HTŞ’nin lideri Colani ya da –Eş-Şera‘nın esnek yaklaşım ve beyanları birçok soruyu doğuruyor. Her ne kadar Şara’nın esnek yaklaşımı ve Türkiye’nin kapsayıcı yönetim teklifi, muhalifler içinde radikal İslamcı anlayış olarak kabul edilen taraflar açısından rahatsızlık oluştursa da dünyaya verilen mesajlar ve görüntüler, gerçek bir değişim ve dönüşümün habercisi mi? Yoksa bir geçiş dönemi stratejisi mi?
Yeni rejim tartışmaları Suriye yeni yönetimine olan dayatmaları da açığa çıkarıyor: Uluslararası sistemde Suriye Devleti için öngörülen yönetim biçimleri arasında Şeriat var mı? sorusunun cevabı belli; laik, demokratik, çağdaş hukuk devleti Suriye…
HTŞ’nin kadroları içinde birçok farklı İslamcı örgütler mevcut. Tüm farklılıklarına rağmen örgütün ana omurgası Sünni İslam anlayışı açısından oldukça net. Muhtemelen İslami sistem dışında -tartışma da işte tam burada başlıyor- bir sistem dayatmasını kabul etmeyecekler.
Yönetime dair sistem tartışmalarının kritik maddesini ise kadınlar oluşturuyor.
Lider kadrolara takım elbise ve kravat kreasyonu geçiş dönemi için yeni yönetime meşruiyet sağlama fonksiyonunu başarılı bir şekilde ifa etse de kadınların yönetimde var olup olmayacakları ve nasıl giyinip kuşanacakları konusuna gelinebilmiş değil.
HTŞ’nin İdlib’deki uygulamaları kısmen de olsa bir fikir verebilir. Yaygın olmamakla birlikte halkın bazı dini kısıtlamalardan şikâyeti olduğu biliniyor. Ancak bu veriler gerçekçi ve kesin fikir sağlamıyor. Aksine Eş-Şera, ahlak polisi gibi uygulamaları kabul etmiyor ve çağ dışı bir uygulama olarak görüyor. “İki yüzlü bir toplum yaratmak istemiyoruz” diyerek yarardan çok zarar verdiğini düşünüyor.
Her ne kadar Eş-Şera esnek yaklaşımlar sergilese ve ahlak polisi gibi uygulamaları kabul etmese de SKH İçişleri Bakanlığı bünyesinde “kamu ahlak polisi” gücü kurdu. Okullarda karma eğitimi yasakladı ve kılık kıyafet denetimleri yaparak genelge yayınladı. Bu uygulamalar Şeriat talepleri ile laik-seküler yönetim arasında sıkışan bir yönetimin habercisi kabul edilebilir. Gerçi Türkiye toplumu bu tür tartışmalara pek uzak olmasa gerek.
Buthaina Rahal, Suriye’nin laik-seküler, şeriat geriliminde kadınların medyaya yansıyan yüzlerinden. Suriye ve Türkiye’de kadınların hakları adına kurulan bir STK’nın kurucusu ve başkanı. Rahal Suriye’nin yeni döneminde, özellikle yeni yönetiminde kadınların daha fazla yer alması gerektiğini söylüyor. BBC Türkçe‘ye verdiği röportajda, “Sesim Heyet Tahrir eş-Şam’a ulaşacaksa şunu söylemek isterim. Yeni hükümette kadın kotası olmasını istiyorum, yüzde 30 yeter. Olacağına da eminim. (HTŞ lideri) Ahmed Eş-Şera açık fikirli, akıllı bir adam” diyor. Kız çocuklarının okutulmasından, çocuk yaşta evliliğin yasaklanması ve çok eşliliğin kaldırılmasına kadar birçok talebi söz konusu.
Rahal gibi Suriye’de kadın konusu üzerine birçok Suriyeli kadının farklı görüş ve endişeleri söz konusu. Radyo Rozana’nın Genel Yayın Yönetmeni Loujenia Haj Youssef, Ahmed eş-Şara’nın politikaları hakkında endişeli olduğunu ve esnek açıklamalarının bir stratejiye dayandığını düşünüyor. Endişeleri konusunda o kadar net ki; eş-Şara için “o istese bile egemenliğindeki gruplar bunu kabul eder mi? Bu çok açık değil” diyor.
Görünen o ki; Endişeler, beklentiler ve talepler açısından Suriye yeni yönetiminin en çetin sınavı, kadınlara yönelik yaklaşım ve uygulamaları açısından olacak. Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü’nden Cihadizm uzmanı Aaron Y. Zelin, “Bildiğim kadarıyla HTŞ’nin ya da geçiş hükümetinin bu konuda spesifik bir politikası yok. Bunu zaman gösterecek” diyor. Kadınlara yönelik anlayıştaki belirsizlik aynı zamanda Türkiye’nin Suriye politikaları açısından elini zayıflatan konulardan birisi haline dönüşebilir. Yeni yönetimin belli olan görev dağılımında kadın ofisini Aişe ed-Dibs yönetecek ve bakanlık düzeyinde kadın yönetici beklemek şimdilik son derece naif bir beklenti olacaktır.
Suriye geçici hükümeti tüm dünyaya rüştünü ispatlamak ve “kapsayıcı” olacağını göstermek adına 25 ve 26 Aralık’ta devlet kurumlarının hizmet vermeyeceğini ilan eden genelge yayınladı. Genelge gerekçe olarak bu günlerin Noel Bayramı’na denk geldiğini dolayısıyla kamu personelinin resmî tatilden yararlanmasına imkân tanındığı ilan edildi. Noel tatili ilanı yeni Suriye’de yapılandırılmaya çalışılan yeni sistemin çoğulculuğa nasıl baktığına dair önemli bir uygulama olarak kabul edilebilir. Her ne kadar son derece makul bir uygulama olsa da birçok tartışmaya yeni bir boyut katabilir.
Türkiye dışişleri bakanı Hakan Fidan ile bir araya gelen ve “Suriye herkesin vatanıdır ve hep birlikte yaşayabiliriz. Suriye halkının tüm kesimleri bize kucak açtı. Biz mezhepleri ve azınlıkları korumaya çalışıyoruz.” ifadelerini kullanan Eş-Şara; “Dışişleri Bakanı Fidan ile Suriye’nin geleceğini görüştük. Sayın Bakan’la Suriye’nin geleceğine dair zorlukları ve konuları etraflıca konuştuk. Suriye’nin gelecekte nasıl olacağını görüştük.” ifadeleri Türkiye’nin yeni Suriye’nin inşası konusunda üstlendiği misyonu açık ediyor.
Türkiye, modern ve Batı’ya entegre kurumlarıyla, kültürel dönüşüm ve reformlarıyla ve yakın tarihinden kazanmış olduğu tecrübelerle Suriye’ye sistem -rejim- ihracına hazırlanıyor. Dünün cihatçı kadrolarıyla, moderniteyi reddetmeyen, İslam’ı güncele yorumlayarak Kalvinist İslam düşüncesini modern Suriye’ye de işlevsel hale getirmeye çalışan bir akıldan bahsediyoruz. Hallaq’ın yıllar önce tartışmaya açtığı The Impossible State: Islam, Politics, and Modernity’s Moral Predicament adlı “İmkânsız Devlet: Modern Çağda Bir İslam Devleti Niçin Mümkün Değildir?” sorunsalı bugün bir kez daha Suriye’de kendini ispat ediyor denilebilir. Küreselleşmiş dünya da İslami yönetim ya da Şeriat Devleti nasıl mümkün olabilir?
Modern Suriye toplumu modernitenin içinde kendine anlamlı bir yer bulabilir. Türkiye toplumunun Batı-Doğu sentezi yaşam formu anlayışının ihracıyla bu mümkün olabilir. Kurulacak olan yeni Suriye, Türkiye kadar modernitenin içindedir ve asıl soru bunu ne kadar anlamlı hale getirecektir? Dini anlayış modern çağda kendini tekrar etkinlik kazandığı bir çerçevede bulabilir.

Bir cevap bırakın