NATO’nun Geleceği: Güçlü İttifak mı, Avrupa’nın Bağımsız Savunması mı? (2)

NATO’nun Geleceği: Güçlü İttifak mı, Avrupa’nın Bağımsız Savunması mı? (2)

Trump’ın yaklaşımı, NATO’nun geleceğine dair iki zıt senaryoyu da güçlendiren dinamikler ortaya çıkardı. Bir yanda, ABD’nin taahhütlerindeki belirsizlik NATO’yu zayıflatarak işlevsiz hale getirebilir. Diğer yanda ise Avrupalı müttefiklerin öz savunma kapasitelerini artırması, uzun vadede ya NATO’yu daha dengeli ve güçlü bir ittifaka dönüştürebilir ya da Avrupa’yı ayrı bir savunma yapılanmasına yönlendirebilir. Güncel tartışmalarda bu iki uç arasında farklı olasılıklar değerlendirilmektedir.

Birinci senaryo, NATO’nun giderek zayıflaması veya “fiilen dağılması” olarak öne çıkıyor. Trump’ın ikinci döneminde dile getirilen bazı görüşler, ABD’nin NATO’yu bir kenarda beklemeye alabileceğini (“uyuyan NATO” modeli), sadece doğrudan kriz anlarında devreye giren gevşek bir güvenlik paktına dönüştürebileceğini gösteriyor​.

Trump’a yakın bazı isimler, ABD’nin Avrupa’yı koruma rolünün minimize edildiği, yükün tamamen Avrupa’ya bırakıldığı bir düzen önerdiler​.

Eğer Washington gerçekten kolektif savunma taahhüdünden çekilir veya şartlı hale getirirse, NATO müttefikleri arasındaki güven hızla aşınabilir. Bu durumda, özellikle ABD nükleer şemsiyesine ve askeri kapasitesine bağımlı olan Doğu Avrupa ülkeleri büyük bir boşlukla karşı karşıya kalacak ve Avrupa’nın kendi içinde bu açığı kapatması kısa vadede zor olacaktır. Böyle bir zayıflama senaryosu, Rusya veya diğer hasım aktörlerin Batı ittifakındaki gedikleri kullanmasına davetiye çıkaracaktır. Nitekim Trump yönetiminin ittifak karar mekanizmalarını dışlayıp ikili anlaşmalara yönelmesi bile Moskova’yı cesaretlendirmiş; Batı içindeki bölünmeler Rusya tarafından stratejik avantaj için kullanılmıştır​.

NATO’nun bütünlüğünün bozulması halinde, Avrupa güvenlik mimarisi birkaç on yıl öncesinin belirsizlik ortamına geri dönebilir. Bu karamsar senaryonun engellenmesi için, birçok Avrupa ülkesi ABD’deki siyasi dalgalanmalardan bağımsız olarak ittifak dayanışmasını vurgulayan diplomatik çabalarını sürdürüyor.

İkinci senaryo ise NATO’nun uyum sağlayarak belirli reformlar ve Avrupa’nın artan yük paylaşımı sayesinde güçlenmesi yönünde. Bu bakış açısına göre, Trump’ın baskıları ve Rusya’dan gelen tehdit, Avrupa’nın savunma konusundaki “ücretsiz biniş” alışkanlığını sona erdirmeye yardımcı oldu. Gerçekten de, 2020’lerin ortasında birçok müttefik savunma bütçelerini ciddi biçimde artırmış durumdadır (örneğin, Polonya ve Baltık ülkeleri %4-5 bandına yaklaşırken, Finlandiya ve İsveç NATO’ya katılım sürecinde harcamalarını yukarı çekti; İngiltere %2,5 taahhüdü verdi)​.

Bu gelişme, NATO içinde yük paylaşımını daha adil hale getirebilir. Hatta Trump’ın talep ettiği kadar olmasa da, 2024 sonrası NATO zirvelerinde yeni bir savunma harcaması hedefi olarak %3 gibi bir rakamın benimsenmesi olası görünmektedir​.

Böyle bir adım, ABD’nin kısmen çekilme tehditlerine karşı Avrupa’nın savunma sorumluluğunu üstlendiğini göstererek Trump yönetiminin eleştirilerini yumuşatabilir​.

Eğer Avrupa ülkeleri koordineli şekilde caydırıcılık kabiliyetlerini (hava savunması, uzun menzilli vuruş gücü, lojistik destek gibi alanlarda) geliştirebilir ve NATO’nun Avrupa sütununu güçlendirebilirse, ittifak ABD’nin dönemsel iç politika değişimlerine daha az hassas, daha sağlam bir yapıya kavuşabilir. Bu senaryoda NATO dağılmak bir yana, iki yakasında daha dengeli sorumluluk dağılımı olan bir ittifaka dönüşmüş olacaktır. Elbette bu, Avrupa’nın askeri ve siyasi birliğinin derinleşmesini gerektirir ki her üye ülkenin aynı vizyonu paylaştığı kesin değildir.

Üçüncü bir olasılık ise Avrupa’nın NATO’ya paralel daha bağımsız bir savunma politikası geliştirmesidir. Trump döneminde sıkça dile getirilen “stratejik özerklik” (autonomie stratégique) kavramı, Avrupa’nın gerekli durumlarda ABD olmadan da kendi güvenliğini sağlayabilmesi anlamına geliyor. Bu doğrultuda AB bünyesinde Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO) projeleri başlatıldı, Avrupa Savunma Fonu oluşturuldu ve ortak tatbikatlar/artırılmış işbirlikleri teşvik edildi. Avrupa, Trump’ın ilk döneminde aldığı sinyallerle bu girişimlere hız verse de, ABD yönetimi paradoksal biçimde Avrupa’nın NATO dışı savunma inisiyatiflerine sıcak bakmadı – 2019’da Washington, PESCO’nun ABD savunma şirketlerini dışlamasından şikayetçi olmuştu​.

Yani Trump yönetimi hem NATO içindeki yük dağılımından memnun değildi hem de Avrupa’nın bağımsız adımlarına tepki gösterdi, bu da stratejik özerklik yolunu zorlu kıldı. Ancak ikinci dönemle birlikte Avrupa cephesinde “ABD’ye bel bağlamama” yönündeki kararlılık arttı. AB ülkeleri, Trump’ın dönüşünü bir uyarı olarak görüp kendi caydırıcı güçlerine yatırım yapmanın en iyi hazırlık olduğunu dile getirmeye başladı​. Yine de gerçekçi bir değerlendirme, Avrupa savunma kapasitesinin yakın gelecekte ABD’nin yerini almasının zor olduğunu gösteriyor.

Finansman kısıtları, ülkeler arası siyasi görüş ayrılıkları ve özellikle nükleer caydırıcılık gibi konularda ABD’ye olan bağımlılık, tam bağımsız bir Avrupa savunma mimarisinin önünde engel teşkil ediyor​.

Dolayısıyla, pratikte Avrupa’nın stratejik özerklik çabaları ile NATO içindeki savunma rolünü güçlendirme çabaları birlikte ilerleyecektir. Önümüzdeki yıllarda Avrupa, hem NATO’yu ayakta tutmaya çalışan ancak daha eşit bir ortak olarak içinde yer alan bir aktör, hem de kendi başına hareket edebilecek asgari kapasiteyi inşa eden bir güç olmayı hedefleyecektir.

Trump’ın ikinci kez iktidara gelişiyle ABD-Avrupa ilişkilerinde yaşanan kırılmalar, on yıllardır süregelen dengeleri sarsmış ve bir dönüm noktası yaratmıştır. ABD’nin geleneksel ittifak liderliğinden çekilmeye meyilli olması, Avrupa’yı kaderini daha fazla kendi ellerine alma yönünde itmektedir​.

NATO ittifakı içindeki gerginlikler, ittifakın geleceğinin belirsiz ama kritik bir eşikte olduğunu gösteriyor. Avrupa ülkeleri, bir yandan ittifakı ayakta tutmak ve ABD’yi dahil tutmak için tavizler verirken, diğer yandan kötü senaryoya hazır olmak için bağımsız savunma adımlarını hızlandırıyorlar​.

Bu dengenin nasıl sonuçlanacağı, hem Trump yönetiminin izleyeceği politikalara hem de Avrupa ülkelerinin birlik içinde hareket edip edemeyeceğine bağlı. Kesin olan, transatlantik güvenlik mimarisinin artık eski kalıplarla işlemediği ve tarafların bunun farkında olarak pozisyonlarını yeniden gözden geçirdiğidir​.

Avrupa için en iyi yolun, birlik içinde kalarak hem NATO’yu güçlendirmek hem de “B Planı” olarak kendi kapasitesini inşa etmek olduğu söylenebilir. Böylece, ister Trump yönetiminde ister sonrasında olsun, Batı ittifakı karşılaşılan meydan okumalara karşı daha hazırlıklı ve dirençli hale gelebilecektir.

Kaynaklar: Güncel analiz raporları ve haberler, özellikle düşünce kuruluşlarının yayınları ve liderlerin demeçleri kullanılarak derlenmiştir. Avrupa ile ABD arasındaki bu kritik dönemeçte gelişmeler yakından takip edilmekte ve burada aktarılan bilgiler seçilmiş güncel kaynaklara dayanmaktadır.

  1. csis.org
  2. eurasiareview.com
  3. carnegieendowment.org
  4. friendsofeurope.org
  5. iss.europa.eu
  6. politico.eu
  7. reuters.com
  8. friendsofeurope.org
  9. carnegieendowment.org
  10. iss.europa.eu
  11. iss.europa.eu
  12. eurasiareview.com

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.