Sadece Filistin Halkı İçin mi İsrail Ürünlerini Boykot Etmeliyiz?

Sadece Filistin Halkı İçin mi İsrail Ürünlerini Boykot Etmeliyiz?

Hayır. Bu, yalnızca Filistin halkına duyulan dayanışmanın ötesinde, tüm insanlık için bir savaşı durdurma çağrısıdır. Mesele, İsrail’in yüksek teknolojiyle donanmış silah sistemlerinin olası bir Üçüncü Dünya Savaşı’nda, küresel ölçekte adil savaş ilkesini tamamen ortadan kaldırma potansiyelidir.

İkinci Dünya Savaşı’nın en karanlık sayfalarından biri olan Nazi soykırımı, İsrail’in ulusal güvenlik anlayışını kökten şekillendirdi. Kuruluşundan itibaren “bir daha asla” mottosunu yalnızca siyasi söylemde değil, savunma sanayisinin derinliklerinde inşa etti. Başlangıçta bu, bir varoluş refleksiydi ancak zamanla bu refleks, dünyanın en gelişmiş askeri-teknolojik ekosistemlerinden birine dönüştü.

Bugün İsrail, yapay zekâ destekli komuta-kontrol sistemlerinden otonom dronlara, akıllı mühimmattan siber harp teknolojilerine kadar savaşın doğasını değiştiren sistemlerin üretiminde lider konumdadır.

Tarih bize, savaşların tamamen ortadan kalkmayacağını öğretti. Devletler silah alır, satar, üretir. Ancak uluslararası hukuk ve evrensel savaş ilkeleri, sivillerin, sivil altyapının ve masum halkların korunmasını zorunlu kılar. İsrail’in geliştirdiği yüksek hassasiyetli sistemler, teoride “cerrahi operasyon” iddiasıyla övülse de, Gazze’den Lübnan’a, hatta İran’daki hedeflere uzanan operasyonlarda, bu teknolojilerin siviller üzerinde ölümcül etkiler yarattığı kayıt altına alınmıştır.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Gazze ve zaman zaman Lübnan’daki operasyonlarında “Lavender” ve “The Gospel” (Habsora) adını verdiği yapay zekâ destekli hedefleme sistemlerini kullanıyor. Lavender, Filistinli erkeklerin veri tabanlarını analiz ederek potansiyel hedefleri insan analistlerin onayına sunarken, The Gospel/Habsora istihbarat verilerini işleyip Hamas’a ait altyapı ve bireylerin konumlarını hızlıca belirliyor. Her iki sistem de saldırı kararında insan kontrolünü korusa da sivillerin yanlış hedeflenme riski ve savaş hukuku açısından ciddi etik kaygılar doğuruyor. Bu sistemler, büyük veri analitiği ve makine öğrenimi algoritmalarıyla, potansiyel hedefleri hızlı bir şekilde tanımlar. Örneğin, Lavender, sosyal medya, telefon görüşmeleri ve diğer dijital izleri analiz ederek, Hamas veya Filistin İslami Cihadı ile bağlantılı olduğu düşünülen bireyleri hedef listesine dahil eder. Ancak, bu süreçte insan müdahalesi sınırlıdır ve hata payı bulunmaktadır. Örneğin “Gospel” yalnızca bir gün içinde 100 hedef, “Lavender” 37 000 potansiyel hedef listesi oluşturabiliyor. İnsan müdahalesi neredeyse sıfır seviyesinde dahil ediliyor. Bu durum, “teknolojik üstünlük” ile “insani sınır” arasındaki çizginin tehlikeli biçimde silikleştiğini göstermektedir.

Yapay zekâ sistemlerinin savaş alanındaki rolü arttıkça, insan kontrolü ve denetimi azalmakta, bu da hukuki sorumluluğun belirsizleşmesine neden olmaktadır. Uluslararası insancıl hukuk, savaş suçlarının tespiti ve sorumluluğun belirlenmesi konusunda net kurallar koymaktadır. Ancak, yapay zekâ sistemlerinin karar süreçlerine entegre edilmesi, kimin sorumlu olduğunu belirlemeyi zorlaştırmaktadır.

Olası bir 3. Dünya savaşı senaryosu

Bu sistemler yalnızca İsrail’in değil, İsrail’den silah ithal eden onlarca ülkenin envanterine girmiştir. Yapay zekâ ile hedefleme, otomatik tahrip sistemleri ve otonom saldırı dronları gibi teknolojiler, yanlış ellerde veya denetimsiz şekilde kullanıldığında, potansiyel soykırımların altyapısını oluşturabilir.

İsrail’in savunma sanayi, son yıllarda küresel ölçekte büyük bir büyüme gösterdi. Bu artışın büyük bir kısmı, Avrupa ülkelerinin savunma ihtiyaçlarının artmasıyla doğrudan ilişkilidir. Özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmalarına ve İsrail’in gelişmiş savunma teknolojilerine yönelmelerine neden oldu.

İsrail’in savunma sanayii, Elbit Systems, Rafael Advanced Defense Systems ve Israel Aerospace Industries (IAI) gibi önde gelen şirketlerden oluşmaktadır. Bu şirketler, insansız hava araçları (İHA), roket sistemleri, hava savunma sistemleri ve siber güvenlik çözümleri gibi geniş bir ürün yelpazesi sunmaktadır. Örneğin, Elbit Systems, 2025 yılı ikinci çeyreğinde 1,64 milyar dolarlık bir Avrupa ülkesine savunma teknolojileri satışı gerçekleştirdi. Ancak bu teknolojilerin yayılması, potansiyel olarak küresel güvenliği tehdit eden bir durumu da beraberinde getirmektedir. İsrail’den silah ve teknoloji ithal eden ülkeler arasında, Avrupa’nın yanı sıra Hindistan, Güney Kore, Singapur ve Brezilya gibi ülkeler de bulunmaktadır. Bu ülkeler, İsrail’in gelişmiş savunma sistemlerini kendi envanterlerine dahil ederek, askeri kapasitelerini artırmaktadırlar.

Böyle bir güç dengesi, olası bir 3. Dünya Savaşı’nda adil ve sınırlı çatışma ihtimalini neredeyse sıfıra indirir. Çünkü bu teknoloji, savaşın insan eliyle durdurulabilir sınırlarını ortadan kaldırır ve yıkımı otomatikleştirir. Özellikle, insansız sistemlerin ve otonom silahların kullanımı, savaşın denetimini zorlaştırabilir ve sivillerin korunmasını daha da güçleştirebilir.

İsrail’in savunma sanayii, küresel güvenlik için hem bir güç hem de bir tehdit unsuru haline gelmiştir. Bu teknolojilerin yayılması, uluslararası denetim ve düzenlemeleri zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde, bu gelişmeler, küresel çapta yıkıcı sonuçlara yol açabilecek bir silahlanma yarışının başlangıcını işaret edebilir.

Bu nedenle, İsrail ürünlerini boykot etmek yalnızca Filistin halkının yanında durmak değildir. Bu, insanlık için ortak bir güvenlik refleksidir. Tıpkı nükleer silahların yayılmasına karşı alınan tutum gibi, yüksek tahribat gücüne sahip, denetimsiz askeri teknolojilerin küresel dolaşımına karşı da toplumsal, ekonomik ve hukuki setler örülmelidir.


Filistin: İsrail’in savaş laboratuvarı ve teknoloji pazarı

İsrail’in askeri inovasyon hikâyesinde, Filistin toprakları adeta bir “savaş laboratuvarı” işlevi görmektedir. Yeni geliştirilen silah sistemleri, mühimmat türleri ve yapay zekâ algoritmaları, önce bu bölgede test edilmekte, ardından “sahada kanıtlanmış” etiketiyle dünya pazarına sunulmaktadır. Gazze savaşı sırasında İsrail’in savunma ihracatı 2024’te %13 artarak 15 milyar dolara ulaşmıştır. Örneğin, İsrail’in 5. nesil Merkava Mk V Barak tankı, ilk kez Filistin topraklarında test edilmiştir. Bu tank, gelişmiş zırh koruma sistemleri ve yüksek hassasiyetli ateş gücü ile donatılmıştır. Bunun yanı sıra, İsrail’in “Spike Firefly” adlı loitering munitions (LMM) sistemi de Filistin’de test edilmiştir. Bu sistem, hedefe yönlendirilerek patlayan küçük insansız hava araçlarıdır ve sivil alanlarda kullanıldığında büyük yıkıma yol açabilmektedir. Ancak, bu teknolojilerin insani etkileri ve uluslararası hukuka uygunluğu konusunda ciddi endişeler bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler, İsrail’in Filistin’deki askeri operasyonlarını ve yeni nesil silah sistemlerinin kullanımını kınamış, bu uygulamaların uluslararası insancıl hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.

Bu hem savaş suçlarının görünürlüğünü hem de küresel silah ticaretinin ahlaki erozyonunu derinleştiren bir süreçtir.

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.