Yıl 1977 Dışkapı Atlas sineması tıklım tıklım dolu. Günlerdir kapalı gişe oynuyor. Biz Çinçin’in çocukları Çeşme filmindeyiz. Bu kapalı sinema bile bizim için seçkin, herzaman gidemiyoruz. Çünkü biz mahallece açık hava sinemalarına giderdik. Kapalı sinemalardan sonra açık hava sinemalarına da geldi defalarca ailecek, kadın, erkek, çoluk çocuk onu dinledik, seyrettik. Sonra Drrbeder filmi aynı şekilde. Ferdi Tayfur bizi söylüyor, bizi anlatıyor, bizim için ağlıyor ve bizim için mücadele ediyor, bizde onunla birlikte ağlıyor, haykırıyor, mücadele ediyorduk. O bizim Bob Dylan’ımız, bizim Cat Stevans’ımız gibi idi. Biz bu isimleri tanımazdık fakat o yılların seçkinleri bunları dinlerdi. Yani Avrupalı için bu isimler ne ise Ferdi, Orhan, Müslüm’de bizim için öyle idi hatta daha fazlası idi. O yıllarda kaderine terkedilmiş, yoksulluğun, sefaletin bir o kadarda dayanışmanın, hayatta kalmanın, umudun, kavganın, mücadelenin diplerini ve doruklarını yaşayan bütün kenar mahalleler, varoşlar, gecekondular hem Ferdi, hem Orhan, hem
Müslüm dinlerdi. Köylerinden yeni gelmiş, ezik büyüklerimiz için gurbette Çeşme çok şey ifade ediyordu. Derbeder biz onların çocukları için bu ezikliğin kalıtımsal ifadesi idi. Fakat özellikle Ferdi Tayfur benim için çok özeldi. Gençliğimin en derin duygularının, aşklarımın, kavgalarımın, umutlarımın, yenilgilerimin, ifadesini onun dizelerinde, tınılarında dinledim, yaşadım, hissettim. Resmi otoriteler, devlet ve onun seçkinleri onu TRT’ye, salonlara, konservatuarlara, kendi “seçkin” mekanlarına almadılar, küçümsediler, aşağıladılar. Analiz edemediler, anlayamadılar. Çünkü halksız, köksüz, katı modernleşme adına binlerce yıllık geleneklerinden, köklerinden kopmuşlardı. Oysa çok basit idi: Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu o yıllarda olsa Ferdi, Orhan, Müslüm gibi söylerdi. Çünkü seçkinler gecekonduyu, sabahçı kahvesini, varoşları bilmiyorlardı. Belkide bilmek, görmek istemiyorlardı. O hiç oralı olmadı söylemeye, ağlamaya, haykırmaya devam etti. Çünkü o da kendisini ifade ediyor ve yaşıyordu. Gitarı da öğrenmişti, çok güzel de çalıyordu. İstese bir rock yıldızı da olabilirdi. Fakat o kendisi
gibi olmayı ısrarla sürdürdü. Aslında o seçkin mekanlarına almadıkları, küçümsedikleri kaderine terkettikleri halkın kendisi idi. Ferdi Tayfur bütün bunlara 1993’te cevabını 200 bin kişilik muhteşem Gülhane Konseri ile verdi. Ve bugün 79 yıllık hayatının sonuna gelmişken seçkinlerin en seçkin salonunda İstanbul Atatürk Kültür Merkezinde devlet töreni ile uğurlanırken duygu ve düşüncelerim çok karışık. Devlet ve seçkinler mi ayağa düştü yoksa yeni bir halk popülizminin politikanın ince kulvarlarında, derin dehlizlerinde yeni politik planlarımı yapılıyor ve yeni uygulamaları mı devreye sokuldu? Aşağılamanın sermayesi bitti, halkı her şeyiyle kullanma dönemine geçildi sanırım. Çok şey söylemek lazım…. Türk modernleşmesi ve halkın bu süreçteki yeri ile ilgili çok şey yazmak lazım. Ferdi Tayfur bu süreçte isimsiz duraklardan yalnızca biri.
Mekanın cennet olsun çocukluğumun, gençliğimin, mahallemin sesi. Bir gün gitsen bile hatıran yeter.

Bir cevap bırakın