Güç anlayışımız ve yaklaşımımız çoğu zaman ve özellikle modern zamanlarda oldukça hastalıklı ve patalojik. Gücü kutsamak en iyi bildiğimiz genetik bir refleks. Tabi hemen her şeyin olabildiğince kullanılıp atılabildiği, “kullan at zamanlar”ın hiç de garipsenmeyen bir hareket tarzı olduğunu bir kere daha durup düşünmek gerekiyor.
Sendrom üstüne sendromlar yaşıyoruz. Travmaların biri bitip diğeri başlıyor. Tanım yapmanın da bir anlamı kalıp kalmadığı bir başka sorunsal. Ancak yine de ilginç bir sendromdan bahsedilebilir.
Gaslighting sendromu, genellikle narsist ve sosyopatlar tarafından bir bireyin veya bir grubun özgüvenini istismar (yaralama) etmeyi amaçlar. Karşısındaki insanın güvenini ve sevgisini kullanarak şüphe tohumları ekip, hafızalarını, algılarını veya yargılarını sorgulayıp, irdelemeye iten psikolojik bir manipülasyon ve taciz yöntemidir.
Bu duygu terminatörlüğünün adı; Patric Hamilton’ın 1938 yılında ABD’de sergilenen “Angel Street” olarak oynanan İngiliz oyun; Gaslight ve Ingrid Bergman’ın 1940-1944 film uyarlamalarından (her ikisi de Gaslight) ortaya çıktı. Kurbanın kocası tarafından gaz lambasını her geçen gün azar azar söndürerek eşine duygusal istismara başvurmasını konu edinmekte. Ayrıca bu terim, 1970’lerden beri psikanaliz literatüründe bu tür davranışları tanımlamanın yanında politik yorum ve felsefede de kullanılmaktadır.
Psikolojik manipülasyon; kurbanın kendi hafızasını, algısını ve akıl sağlığını sorgulamasını içerebilir. İstismarcı, kayıtsız bir dil kullanarak kurbanın deneyimlerini geçersiz kılıp: “Delisin. Bu kadar hassas olma. Paranoyak olma. Sadece şaka yapıyordum! …Endişeliyim; Sanırım iyi değilsin.” şeklinde baskılara maruz bırakıp mağduru ve düşünce süreçlerini kademeli olarak zayıflatarak kendine bağımlı hale getirmeyi amaçlar.
Gaslighting yapan kişi kurbanın beynini kendi mülkiyet alanı gibi kullanır. Geçmişte yaşananlar arasında kopukluklar başlar ve geçici hafıza kaybı, unutkanlık gibi sorunlar yaşanabilir.
Gözlemleri ve düşünceleri sürekli yalanlanan kurban, belli bir zaman sonra kendi zihnine düşman haline gelir. Her yapacağı hareketin, her kuracağı cümlenin, her düşüncesinin yanlış olacağını düşünmeye başlar ve karar alma yetisini kaybeder. Zamanla kendine olan şüphesi iyice artan kurban, bütün kontrolü karşı tarafa bırakıp iyiden iyiye kendi köşesine çekilir. İşler bu noktaya kadar geldiğinde geri dönülmesi iyice imkansızlaşan bir yola girmiş olan kişi, çevresinde güvenebileceği tek insan olarak karşısındakini görür ve o ne isterse onları yapmaya başlar.
Gaslighting yapan bireyler çevredeki yakınlarıyla ilgili telkinleri empoze etmeye çalışırlar ve negatif yönlerini kişiye karşı kullanırlar. Bunlar olmasaydı değerli biri olurdun derler. Zira hedefleri temel benliğe saldırmaktır.
Bu nedenle sendroma maruz kalan kişide bilişsel uyumsuzluk endişesi, rahatsız edici fikirler ve duygulanımlar uyanır, dolayısıyla kişide anksiyete, depresyon ve bazı aşırı psikoz gelişimi kolaylaşabilir.
Muhtemelen nasıl travmatik bir vaka ile karşı karşıya olduğumuzun farkında değiliz. Oysa şu an hayatımızın neredeyse her anında yaşananlar tam anlamıyla bir barbarlık göstergesi. İşgal sadece coğrafyalarda gerçekleşmiyor. Hem de oldukça profesyonel ve umarsızcasına modern bir barbarlıkla beyinlerimiz ve duygularımız, duygu terminatörlerinin işgalini yaşıyor.
İstatistiksel veriler, tablolar, digital göstergeler, güncellemeler, yenilenen ve devamlı tekrarla yinelenen sözleşmeler vb. ile durmadan şiddetli ve otomasyona bağlanmış uyarıcılarla Gaslighting’e maruz kalan bireyleriz artık.
Her seçim döneminde ardı ardına bağırtılarla, haber akışlarıyla, reklam kuşaklarında ürün pazarlayıcılarının şarkılarıyla, sosyal medya platformlarında pc ya da akıllı telefon uygulamalarında, mutlaka bir narsist ya da sosyopatın öyle ya da böyle bir şekilde şiddetine maruz kalabiliyoruz. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu buyuranlar gerçeklik algımızla dalga geçerek -yanılsama ya da el çabukluğu- ile hayatımız üzerine bizden öylesine alınmış rıza ile kaçak mülkiyet alanları inşa ediyorlar.
Her şeyi mülkiyet alanı olarak gören bu muktedir -her türlü- sermaye sahiplerinin cüretkarlığı bir tür buz kıracağı gibi görülebilir. Oysa onlar çöpçü. Her zaman vardılar ve hep var olurlar; onlar kırıcı değiller toplayıcıdırlar. Unutmamızı, hatırlamamıza imkân vermek istemiyorlar. Gaslighting uygulayıcıları unutarak var olmamızı istiyorlar ki böylece kolaylıkla parçalanabilen muktedir kaleleri var olabilsin.

Bir cevap bırakın