Hiç unutmuyorum. Denizli’de kurduğum yerel televizyon DRT’nin başındaydım. 2006 yılının sonbaharıydı. Merkeze yakın bir ilçeden haber geldi. Gece boyunca istenmeyen olaylar yaşanmıştı. Ülkücü gençlerle Kürt gençler arasında kavga çıkmış, yaralananlar olmuştu.
İmralı’da hapis yatan Öcalan hakkında çıkan söylentiler üzerine Kürt gençler protesto eylemi başlatmış ülkücü gençler de buna karşılık vermişti.
İlçeye hemen bir ekip gönderdim. Dört koldan da ilçede oturan insanlara ulaşıp bilgi almaya başladık. Kısa süre sonra beni çatışan iki tarafın önde gelen isimleri aramaya başladı. Giden ekibe ikramlarda bulunup, başkalarıyla görüşmelerine engel olmuşlardı.
Bana dedikleri şuydu: “Evet dün gece gençler arasında itiş kakış olmuş, birbirlerini vurmuşlar. Ama bu hadise sizin zannettiğiniz gibi bir Kürt-Türk çatışması değil. Olaylar bir kız meselesinden çıkmış. Biz araya girdik meseleyi kapattık. Lütfen siz de haber yapmayın. Konu kapandı.”
Sağduyulu bu tutum üzerine biz de konuyu unuttuk, haber yapmadık. Oysa aynı ilçede üretim ve ihracat yapan Denizli’nin büyük tekstil firmalarından birinin genel müdürü kısa süre önce sohbetimizde bana “Kürt mü alma avluya” demişti. Çok şaşırmıştım. Oysa çok sayıda Kürt işçi çalışıyordu sorumlu olduğu fabrikada.
Olayın hemen sonrasında kendisini aradığımda yine beni şaşırttı. “Aman” dedi “bir kız meselesini Kürt-Türk çatışması gibi anlama. Yok öyle bir şey.”
Gerçekten Türk toplumunu hiç bir zaman Kürt-Türk çatışması bölmedi, bölemedi. O mesele sohbetlerin, politikanın gündemindeydi; toplum kesimlerinin değil. Tıpkı başörtüsü gibi. Siyasetin, üniversitenin, askerlerin kıyametler kopardığı başörtüsü sokaktaki insanı birbirine düşman edemedi. Siyasetin koyduğu o anlamsız yasak da yok olup gitti.
Bir süredir Devlet Bahçeli bir şeyleri harekete geçirmek için çaba harcıyor. Herkesi şaşırtan beklenmedik çıkışlarını ısrarla sürdürüyor. Aslında yapmak istediği şey çok basit: Siyasetin gündeminden Kürt sorununu çıkarmak.
Yapabilir mi?
Evet yapabilir. Toplum bu sorunun arkada kalmasını istiyor. Mesela Kürtçe eğitim veren bir lise Denizli’deki bir Türk vatandaşı niye rahatsız etsin? Dün Rumca, Ermenice eğitim veren okullardan rahatsız olan yoktu.
Denizli’de belediye başkanlığı yapan bir Türk, Rize’de belediye başkanlığı yapan bir Laz kimseyi rahatsız etmiyor da niye Mardin’de bir Kürt olarak belediye başkanlığı yapan Ahmet Türk rahatsız etsin?
Efendim terör örgütü ortalığı karıştırıyor. Siz ne iş yapıyorsunuz? Beni de, Lazı da, Kürdü de, Türkü de o terörden kurtarmak sizin işiniz değil mi?.
Bu toprakların alışık olmadığı şey tekliktir. Tek din, tek dil, tek ırk, tek mezhep, tek fikir, tek politika bu topraklara yabancıdır. Bu topraklar ve biz onların hepsiyiz. Ancak onlar olduğu zaman her birimiz biz olabiliyoruz.
Bahçeli’nin yaptığı şey siyasetin tekleştirme dayatmasına karşı bir duruştur. Kürt sorununu siyasetin gündeminden çıkarmaya çalışıyor.
“Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun” dediğinde Bahçeli’nin öfke seline tutulacağını zannedenler, şimdi yanında yamacında Ahmet Türk’ü, Ufuk Uras’ı, Mansur Yavaş’ı, Hakan Fidan’ı bulunca daha çok şaşırıyorlar.
Oysa bu toprakların bağrında teklik değil çokluk barınmıştır, var olmuştur hep.
Galiba Bahçeli tek olmanın yerine çokluk olmanın kapısını açmaya çalışıyor.
Siyaset istekli gibi görünmüyor ama toplum o kapıdan geçince rahatlayacağını, her bakımdan zenginleşeceğini hissediyor.
O kapıdan geçen toplum kendi siyasetini de, siyasetçisini de yeni baştan var edecektir.
Buna hiç şüphem yok.

Bir cevap bırakın