Cumhurbaşkanı Erdoğan Parti Genel Başkanı sıfatıyla gelip konuştuğu AK Parti Kongresi’nin yapıldığı salonun dışı ve içi doluydu. Müzik ve atılan sloganlarla salon coşkuluydu. Erdoğan o kalabalığa konuştu, konuşması bitince partiye katılan 3 milletvekiline rozetlerini taktı. Şayet o müzik ve kalabalığın coşkuyla attığı sloganlar olmasaydı AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nı izlediğimi zannederdim. Sanki Grup Toplantısı Meclis’te değil de Arena salonunda yapılmış gibiydi.
AK Parti Kongresi her hafta yapılan grup toplantısından halliceydi. Zaten bende uyandırdığı his bir yasal zorunluluğun yerine getirilmesiydi. Neredeyse çeyrek asra varmış ve 22 yılını iktidarda geçirmiş bir partinin kongresi başka türlü olmalıydı. Ama hiç bir muhalefetin olmadığı, aykırı bir sesin çıkmadığı, belirlenen liste dışında başka kimsenin aday olmayı bile aklından geçirmediği bir kongrenin başka türlü olması beklenemezdi.
Siyasal Partinin Değişen İşlevi
Siyasal partilerin, özellikle parlamentoda temsil hakkını kazanmış olanların bir işlevi vardı. Her şeyden önce siyasal partiler daha çok halkın malıydı. Vatandaşın isteklerini, taleplerini, beklentilerini derler toparlar bunların karşılanması için çaba harcardı. Siyasi parti vatandaşla devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir kurumdu ve halkın taleplerinin devlet karşısında savunucusuydu.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bu ilişkiyi kökünden sarstı, siyasi partileri büyük oranda işlevsiz hale getirdi. İktidar Partisi’nin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı olup Devletin başına geçince partinin halk ile devlet arasındaki aracılık görevi sona ermiş oldu. Devleti yöneten ile partiyi yöneten aynı kişi olunca siyasi parti devletle halk arasında ikilemde kaldı. İlçe, il başkanları ile parti üst yönetimini belirleme hak ve yetkisi fiilen başkana bırakılmak zorunda kaldı. Öyle olunca belediye başkan ve milletvekili adaylarını da parti başkanı ve aynı zamanda devlet başkanı belirlemeye başladı. Seçilen başkan ve milletvekilleri kendisinin seçilmesini belirleyen genel başkan ve devlet başkanına yüzlerini çevirmek zorunda kaldı. Sırtları da halka dönmüş oldu.
Muhalefetteki siyasi partiler de kendilerini hemen iktidar partisine benzettiler; onun gibi davranmaya başladılar. Öyle olunca iktidar partisinde görmediğimiz parti içi rekabeti ve yarışı bir iki örnek dışında muhalefet partilerinde de görmez olduk. Güce ve otoriteye karşı halkın yanında ve elinde olan siyasi partiler fonksiyonlarını değiştirdi gücün ve otoritenin yanında yer aldılar, oraya hizmet vermeye başladılar.
Yeni İsimler AK Parti’yi Değiştirebilir mi?
AK Parti Kongresi çok kısa bir sürede tamamlandı. Erdoğan’ın konuşmasının dışında önümüzdeki dönemde Türkiye’nin vizyonunu belirleyen bir belge açıklandı. Ama bunların hiç biri ertesi güne kalmadı. MKYK’ya seçilmiş isimler bile insanları meşgul etmedi. Hemen herkes Gelecek ve İYİ Parti’den istifa edip AK Parti’ye katılan ve 7’si MKYK’ye seçilen biri de MYK’da görev alan milletvekillerini konuştu. İçimizden bazıları MKYK’ya seçilenlere bakarak AK Parti’nin önümüzdeki dönem yüzde 20’ler seviyesinde olan milliyetçi oylara yönelmek istediğini dillendirdi; o kadar. Oysa AK Parti Kongresi gündemi doldursun diye GS-FB maçı bile bir gün sonraya ertelenmişti. Bu ertelemenin bir işe yaramadığı görüldü.
Ama hiç hesapta olmayan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploması gündem oldu. Hafta boyunca AK Parti Kongresi’nden daha fazla konuşuldu.
MKYK’da değişen hiçbir isim AK Parti’yi değiştirme gücüne sahip olamaz. AK Parti zaten kendini kongre aracılığıyla değiştiren bir parti değil. AK Parti Erdoğan’ın sözüne ve eylemine göre değişir.
Erdoğan bu kongrede AK Parti’yi değiştirecek yeni bir söz söylemedi ve yeni, farklı bir adım atmadı.
AK Parti değişmedi; Kongresini yaptı.

Bir cevap bırakın