MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “CHP’ye kayyum hem doğru değil hem de mümkün değildir” açıklaması geldiğinde Kars’ta Ruslardan kalma bir yapıda hizmet veren Puşkin Restoranı’nda kahvaltıdaydım. Bana bu açıklama çok iyi geldi. Kahvaltı sonrası dışarıya çıktığımda Kars Kalesi karşımdaydı. Türk bayrağı sallanıyordu.
Oysa tam da 12 Eylül 1980 öncesi o kaleye bir başka bayrak çekilmiş ve bu 12 Eylül askeri darbesini meşrulaştırmak için kullanılmıştı. “Kars Kalesi’ne kızıl bayrak çektiler” demişler “mecburduk başka çaremiz kalmamıştı” savunmasını yapmışlardı. Sonradan o bayrağı o kaleye daha 18’ine gelmemiş çocuklara kendilerinin çektirdikleri anlaşılmıştı.
O dönem, CHP “Komünistlerin” hamisi olarak gösterilmiş ve “suç örgütleriyle iç içe geçmiş, onları koruyup kollayan bir CHP” kampanyası yürütülmüştü. Sonunda hem CHP hem tüm siyasi partiler 12 Eylül rejimi tarafından “suçlu” görülüp kapatılmıştı. Suçlayanlar da suçlanan da aynı akıbete uğramıştı.
12 Eylül’den 45 yıl sonra sanki 12 Eylül dönemini yaşıyor gibi bir atmosfer hakim kılınmaya çalışılıyor gibi. CHP o zamanın iktidar bloku gibi bugünün iktidar bloku tarafından benzer şekilde bir suç örgütü olarak gösterilmek isteniyor. Bahçeli’nin açıklaması tam da böylesi bir ortamda geldi. Bugün iktidar blokunun en güçlü ismi Devlet Bahçeli “CHP’ye kayyum hem doğru değil hem de mümkün değildir” açıklaması ile 45 yıl sonra aslında neyin değiştiğini ya da değişmesi gerektiğini bize söylüyordu. O zaman koronun en güçlü sesi olan MHP bugün korodan çıkmış, kendini ve Türkiye’yi yeni bir konuma yerleştirmiş görünüyor.
Kars’a ilk 50 yıl önce geldim
Ben Kars’a tam 50 yıl önce tam da bu vakitler gelmiş, Sarıkamış’ta on gün kadar kalmıştım. Üniversite birinci sınıf öğrencisiydim. Bir kıpırdanma olsa da henüz üniversitede olaylar başlamamıştı. Kars benim henüz Ankara ve İstanbul’u görmeden geldiğim bir şehirdi. Batıda büyümüş biri olarak gördüğüm ilk doğu şehriydi. İzmir’den bindiğim otobüs ile 36 saat sonra gelmiştim Sarıkamış’a. Ablam devlet memuru olan eniştem ile bir Rus evinde kalıyordu Sarıkamış’ta. Tek sobayla koca bir evin nasıl ısındığını görmüş, o taş yapılı Rus evinin mimarisine hayran kalmıştım. Kars benim hafızamda hep o Ruslar’dan kalan binalar olarak yer etti. Ben bir batılı olarak Türkiye’yi doğudan bakmayı Sarıkamış ve Kars’tan öğrendim.
Kendi kültürüyle, müziğiyle, eğlenme biçimiyle, yemekleriyle, Rus mimarisinin egemen olduğu yapılarıyla, askeri garnizonları, tren garıyla bir fotoğraf karesi olarak duruyor hafızamda Kars ve Sarıkamış. Bu defa 50 yıl sonra gittiğimde ise Rus yapılarının yerine TOKİ mimarisinin şehri teslim aldığı, havaalanının tren garını gölgede bıraktığı, yerele ait kimliğin, kültürün sanki tarihe gömülmüş olduğu bir Kars ile karşılaştım. Bizim her yerde gördüğümüz marketlerin, kafelerin kötü bir kopyasıydı karşımda duran. O hafızamda kalan fotoğrafın küçük bir karesini Puşkin restoranın mahzenine indiğimde bulabildim ancak.
Milli Eğitimin talebeleri Kars oyun havalarını yaşatmak için kale önündeki meydanda becerilerini sergilemeye çalışıyorlardı ama orada içten bir şey yoktu. Şu görev bitse de gitsek havasındaydı herkes. 50 yıl önce Sarıkamış’ta hergün evlerde yediğimiz peynir çeşitlerini ve yörenin peynir tarihini ancak peynir müzesinde görmek mümkün oldu. Atlarla birlikte kaldıkları bir askeri tabyada açılan peynir müzesi ve çok başarılı personeli benim hafızamdaki 50 yıl öncesinin Kars fotoğrafının bir bölümünü gün yüzüne çıkarabildi.
50 yıl önce gittiğim Kars’tan döndüğümde, yaşadığım beş yıl benim ve benim kuşağımın bir cehennemiydi. Biz gençler o cehennemin içinde kendi cennetimizi her daim var edebilmiştik ama Türkiye kayıp yıllarını yaşadı. Aslında biz de kuşak olarak kayıptan çıkıp zar zor hayata tutunabildik. O kaybı bir kazanca dönüştürmeyi yer yer başarabildik.
50 yıl önce ziyaret ettiğim Kars dönüşü, bir karanlığa savruldu Türkiye. Erzurumdan Kars’a, Kars’tan Erzurum’a geçmenin bile problem olduğu yılları yaşadı.
Ama bu defa 50 yıl sonra Kars’a adım attığımda beni umutlandıran Devlet Bahçeli’nin CHP için yaptığı açıklama oldu. Bir gün önce de Terörsüz Türkiye sürecinde en kritik rolü üstlenen Sırrı Süreyya’nın hayata direnişi ve o direnişin etrafında kenetlenen Türkiye fotoğrafı bana ümit olmuştu.
Türkiye onca karmaşanın içinden geçip, yeni bir döneme merhaba demeye hazırlanıyor. Buna 50 yıl sonra yine geldiğim Kars ziyareti ile daha çok inanmaya başladım.
Ümit veren Belçikalı Genç
Kars’tan Şavşat’a gitmek üzere yola çıktık. Birden Çıldır gölünü görme fikri geldi aklımıza. Yolu biraz uzattık ama Çıldır Gölü’nü de gördük. İyi ki oradan gitmişiz. Manzara, doğa harika ama beni asıl ümitlendiren Çıldır Gölü kenarında gördüğümüz ve minibüse aldığımız Belçikalı bir genç oldu. Henüz 20 yaşında. Sırtında bir gitar ve bir sırt çantası. Hiç Türkçe bilmiyor. Brüksel’den trenle önce İstanbul’a, oradan Sivas’a, nihayetinde Kars’a trenle gelmiş. Bir haftalık yolculuk sonrasında bir köylünün yanında elinde tuttuğu kağıtta yazan Çıldır yazısı ile yol kenarında bekliyordu; biz onları gördüğümüzde.
Minibüsün şoförü Cihat “buralardan başka minibus geçmez bu genci alalım mı” diye sorunca hepimiz memnun kaldık. Çocuğun ilk sorusu “ne kadar para ödeyeceğim” oldu. Sonra anladık ki çocuk kendisi için bir gep yılı ilan ettmiş. Derslerini bir yıl ara vermiş. Ağaç dikimi için bizdeki TEMA benzeri bir kuruluşla birlikte çalışmak amacıyla Ermenistan’a gitmek istiyor. Türkiye’den Ermenistan’a geçemeyeceğini anlayınca önce Gürcistan’a geçmeyi hedeflemiş. Aktaş sınır kapısından Gürcistan’a geçecek. Bunu öğrenince ona bir TIR durdurduk, şoföre durumu anlatıp, bu çocuğu Gürcistan’a götürmesini istedik. Onları yolcu ettik.
Türklerin Kürtlerle birlikte yol almasını hedefleyen Devlet Bahçeli’nin aslında yeni doğmakta olan bir dünyada Türkiye’nin nasıl ayakta, güçlü bir şekilde kalabileceğini kavramış olduğunu düşündüm. 20 yaşında Belçikalı bir üniversite öğrencisi sırtında gitarı, elinde çantasıyla Türkiye, Gürcistan üzerinden Ermenistan’a ağaç dikmeye gidiyor. Onu minibüste bulunan Türk-Kürt-Gürcü’lerden oluşan bir grup yardımcı oluyor, Hatay plakalı Arapça konuşabilen bir şoför onu TIR’ına alıyor ve sınırları aşıyor.
Bu olaydan üç gün önce bir arkadaşım yeğeninin aldığı iş teklifi trafiğini şöyle anlatıyordu. Sırbistan’da bulunan bir firma için, bir Amerikan IK şirketi, Gürcü çalışanı üzerinden Türkçe bilen bir kişiye Belgrad’da çalışmak üzere bir iş teklif ediyor.
Böylesi iş ilişkilerinin günlük yaşandığı bir dünyada, bölgede, ülkede siz CHP’yi kriminal bir parti olarak göstermekle yol alabileceğinizi mi düşünüyorsunuz?
Bahçeli Z kuşağının sesi olmuş buna “hayır” diyor.
Yeni bir dünya zuhur ediyor.

Bir cevap bırakın