3. Dünya Savaşı Nerede Çıkar?

3. Dünya Savaşı Nerede Çıkar?

Geçen akşam kızım aradı “baba senin Pakistan Hindistan savaşı üzerine yıllar önce yazdığın bir yazı vardı onu aradım ama bulamadım” dedi. 25.12 2019 tarihinde bir ajans için yazmış olduğum makale haber niteliğinin ötesinde bir fütürizm tadında olduğu için yayınlanması hususunda bir çekince ortaya çıkmıştı. Bugün itibariyle yazıyı hiç değiştirmeden yayınlamakta bir sakınca olmadığını gördüm. Günümüz koşulları değerlendirildiğinde eklenmesi gereken bazı şeyler olabilir ama yapmadım. Hindistan-Pakistan arasındaki çatışma bir savaşa dönüşmeden uzlaşmayla çözülecek gibi. Memnuniyetle karşıladığımız bu durumun yazının içerini değiştirdiğini düşünmüyorum. İki gün önce Pakistanlı bir dostumla durum değerlendirmesi yaparken, “uluslararası sistemin ilmek ilmek işlediği politik rekabete, bölge liderlerinin kendi şahsi çıkarları uğruna çanak tutması devam ettiği sürece, kriz bu bölgede hiç eksik olmayacak” demişti.

I. Dünya Savaşı, dönemin büyük devletleri içinde olup da yeryüzünün zenginliklerinden faydalanamadığını düşünen Almanya’nın, aynı dertten muzdarip Avusturya-Macaristan ve İtalya’yı yanına alarak dünyayı yeniden şekillendirme arzusunun, II. Dünya Savaşı ise bu savaşta yerle bir edilen Almanya’nın yeniden var olma mücadelesinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Aslında devletlerin refleksleri de canlıların ki gibidir. Yeryüzündeki bütün canlılar da –bitkiler ve hayvanlar dâhil -zor durumda kaldıklarında hayata tutunabilme yönünde kimi zaman savunmacı ama ihtiyaç olduğunda da tahminlerin ötesinde saldırgan bir tavır içine girebilirler.

Bu itibarla bakıldığında Almanya ve müttefikleri, ilk aşamada sömürgelerin ve uluslararası pazarlarının paylaşımında ikinci aşamada ise yüzlerce yıllık devlet ve imparatorlukların var olma mücadelesinde diğer devletlerin kendilerine bir yaşam hakkı tanımaması nedeniyle yeryüzünün ilk kitlesel savaşlarının başlamasına vesile oldular.

II. Dünya Savaşından sonra “ülkelerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi” ilkesi gereğince daha önceki savaşların belki de temel sebebi olan sömürgeler yavaş yavaş bağımsızlık süreçlerini başlattılar. Diğer taraftan silahlı güçleri sınırlanmakla birlikte Avrupa’nın kadim devletlerine bir yaşam alanı tanındı.

Bu girişin akabinde günümüz dünyasının kırılma noktalarını özetleyerek devam edelim;

  1. Nüfus artışı ve tahminlerin ötesinde bir göç olgusunun ortaya çıkması,
  2. Ekonomik refahın her geçen gün fakirin aleyhine daha dengesiz bir şekilde dağıtılması,
  3. Üreten ekonomilerdeki yaşlanan nüfus nedeniyle dış pazarların eskisinden daha önemli hale gelmesi,
  4. Afrika gibi gelişmemiş veya az gelişmiş bölgelerin artık hammadde kaynağı olarak değil de ticari bir pazar olarak görülmesi,
  5. Üreticilerin ürettiklerini pazarlamakta her geçen gün daha da zorlanması,
  6. Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle tarımsal üretim alanlarının yer değiştirmeye başlaması,  
  7. Küreselleşme nedeniyle insanların dünyanın her yerinde yaşayabilecekleri duygusunun oluşması,
  8. İletişim araçlarının inanılmaz boyutlardaki gelişimiyle dünyanın en ücra köşelerinde yaşananlardan herkesin haberdar olması,
  9. Savunma sanayiindeki gelişmelerin ekonomik ve siyasi ranta dönüşmesi için uluslararası alandaki çatışmaların teşvik edilmesi,

gibi nedenlerle dünya her geçen gün daha gergin bir hale gelmektedir. Bu gerginlik sadece G-8 ülkelerini değil dünyanın geriye kalan kısmını da ziyadesiyle etkilemektedir.

Siyasi, ekonomik, toplumsal ve fiziksel şartların oluşturduğu bu gerginliğin etkilediği en önemli alan belki de “din” olmuştur. Farkında olsak da olmasak da insanlığın var olduğu andan itibaren tarihin her döneminde ve hayatın her aşamasında din insanoğlunun tek motivasyon kaynağı olmuştur. İnsanlığın yerleşik hayata ve tarımsal üretime geçmeden Göbeklitepe’de dini ve sosyal aktivitelerin yapıldığı bir alan inşa etmesi bunun en dikkat çekici örneğidir.

Dünyada savaşların çıkmasının iki büyük nedeni vardır; ekonomik ve siyasi rantın paylaşımı ile din. 3. Dünya Savaşının da aynı saiklerle çıkacağı şüphesizdir.  Ancak bu defa savaşı başlatacak olan ülkeler bu gerginliklerden etkilenen Gergin Sekizler (ABD, Rusya, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya) olmayacaktır. Zira böylesi bir savaşta kazanan olmayacağı için büyük güçler savaşın unsurları olmaktan ziyade tarafsızlık görüntüsü içinde çıkarları olan ülke/ülkeleri dışardan desteklemeyi tercih edeceklerdir.

Dünya, demir-çelik ve bunlardan üretilen mamul maddelerin uluslararası ticaretinde bir sıkıntı yaşamaya başladıysa uluslararası sistemin yeniden tasarlanma zamanı gelmiş demektir. Bu şartlar altında çıkacak savaş; büyük güçlerin mevcut ekonomik ve siyasi güçlerini ortadan kaldırmayacak, dünya nüfusunun gözle görülür bir şekilde azalmasına neden olacak, yeni pazarlar ortaya çıkaracak, göç politikalarını etkili bir silah olarak kullanacak, silah ticaretini arttıracak, semavi dinler ile felsefi akımların karışımından ortak bir din anlayışı üretilmeye çalışılacaktır.

Bu durumda savaşın çıkacağı alanın temel aktörü İslam dünyası olacaktır. Böylesi bir savaş sonunda beklentileri karşılamasa da bir nüfus azalması söz konusu olabilecek. Lakin daha önemlisi milyonlarca insan göç etmek suretiyle kültürel ve dini uzlaşının temelini sağlamlaştıracak bir sosyolojik dönüşüm gerçekleştirecektir.

Bu veriler ışığında savaşın çıkacağı ve yıllardır altyapısı hazırlanan ülkeler, dünya Müslümanlarının yüzde 60’dan fazlasının yaşadığı Asya- Pasifik’teki Hindistan ve Pakistan olacaktır. 1945’den beri devam eden Cammu Keşmir krizi vesilesiyle her iki ülke bu zamana kadar üç defa savaşa ve birçok kez de kriz ortamına girdi. Toplumların savaş için gerekli olan bütün psikolojik altyapısı nerdeyse tamamlanmış durumda. Hindistan’ın vatandaşlık yasasındaki 370. Maddeyi kaldırması sonucunda bu bölgeyi fiili olarak özerklikten çıkarmak suretiyle kendi parçası haline getirmesi çatışmaları bir üst noktaya taşımıştır.

3. Dünya Savaşı niteliği gereği dünya düzenini yerle bir edecek bir yapıda olmayacak belki ama mevcut düzende revizelere de imkân sağlayacaktır. Savaş birçok bölgedeki Müslüman nüfusu etkileyecek ve bazı Müslüman ülkeler karşı karşıya gelecektir. Batı dünyası açısından dünyadaki gerginliğin alınması anlamında önemli bir adım olmakla birlikte yeni bir gerginlik kaynağının da temelini atmış olacaklar.

Pakistan ve Hindistan arasında çıkmasının nedeni bu ülkelerin çok ciddi nüfuslara sahip olması, nükleer silahları kullanabilecek olmaları ve dünyanın önemli bir bölümünü etkileyebilecek güçte olmaları. Savaş ister istemez bazı ülkeleri müttefik olarak sahneye çıkartacaktır. Çin, Türkiye ve Malezya başta olmak üzere bazı ülkeler Pakistan yanında, İran ve bazı Arap ülkeleri ile kimi bölgesel devletler de Hindistan’ın yanında olacaktır.

ABD, Rusya ve İngiltere savaşın uhulet ve suhulet içinde sonlandırılması çağrısında bulunmakla beraber hepsinin ayrı ayrı çıkarları gereği politikalar izleyeceği şüphesizdir. İngiltere bölgenin bugünkü çatışma ortamına gelmesine yönelik ortamı bu coğrafyadan ayrılırken oluşturmuş bir ülke olarak yapması gereken diplomatik girişimleri ziyadesiyle iyi düşüneceği aşikârdır. Rusya burada bir ABD ve İngiliz egemenliğinden endişe duyacaktır, zira yıllarca Afganistan’da okyanusa inmek için verdiği mücadele hala bitmiş değildir. Afganistan Pakistan hattı Rusya açısından enerji kaynaklarını okyanusa ulaştırma anlamında büyük önem arz etmektedir. ABD ve İngiltere ise bunun olmaması için gerekli mücadeleyi verecektir. Ama böylesi bir durumda Afganistan tekrar önemli bir ülke konumuna gelecektir. Afganistan halkı Pakistan yanında olmakla birlikte siyasi iradenin de Hindistan’a olan yakınlığı bilinmektedir. Büyük güçler bu süre zarfında silah satma hususunda kendilerine yakın ülkelere pozitif bir ayrımcılık yapacak olsalar da ihtiyacı olan her ülkeye bu imkânları sunmaktan imtina etmeyeceklerdir.  

Bu savaşın büyük güçler açısından olumlu tarafına baktığımızda; silah ticaretini arttıracakları, yeni pazarlar oluşturacakları, dünya nüfusunun kendi lehlerine azalacağı, yeni egemenlik alanlarının oluşacağı, gelişmiş ülke statüsüne çıkabilecek bazı ülkeleri elimine edecekleri bir ortamı oluşturacaktır. Olumsuz tarafından baktığımızda ise; göçlerin artacağı, nükleer silahlar nedeniyle iklim değişikliklerinin yaşanacağı ve nükleer silahların tetiklediği sağlık sorunları gibi sadece gelişmiş ülkeleri değil bütün dünyayı etkileyecek sonuçlar ortaya çıkacaktır. Bu savaşta nükleer silahların tahminlerin ötesinde kullanılması dünyayı içinden çıkılmaz bir buhrana sürükleyebilir.

Büyük güçlerin dünyadaki gerginliği kendi ülkelerinin dışında bir coğrafyada çözmeye yönelik bu gayretlerinin kendileri açısından olumlu ve olumsuz sonuçları elbette ki tartışılacaktır. Uluslararası ilişkilerde yaşanmışlıkları teori haline getirirsiniz ya da teorileri yaşanılır hale getirirsiniz. Batı kendisinin en az etkileneceği bir “kurtuluş patlamasına” yönelik teorileri oluşturmuştur. Bu bir bomba imha uzmanının şüpheli bir paketi patlatması gibi aslında. Yani patlama bir tehdit ama uygun bir şekilde kullanıldığında bir kurtuluştur.

Çin’i de dahil ettiğimiz “Gergin Büyükler” birbirlerini yok etmenin anlamsızlığını çok iyi biliyorlar. Kartların yeniden dağıtılması vakti geldiğinde masaya oturup bir paylaşım yaparlar. Faturayı da masada bulunmayanlar öder. Lakin dünya bu uzlaşmanın sağlanamadığı günleri de yaşadı. Bir daha yaşanmayacağını da kimse iddia edemez.

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.