200 Yılın Ardından Yeni Yalnızlık Politikası, “Trump Doktrini”

200 Yılın Ardından Yeni Yalnızlık Politikası, “Trump Doktrini”

15 Temmuz 2022 tarihli “Monroe Doktrini’nin Yenilenme Zamanı Gelmedi Mi?” başlıklı yazımızda, ABD’nin yakın bir zamanda kendi kıtasına ve hatta ülke içine kapanmasıyla ilgili bir politik açılım yapması gerekliliğinden bahsetmiştik. Bu gerekliliğe dair tarihsel ve siyasi izahatlar vaktiyle yapılmış olduğu için tekrar bu hususa değinmeyeceğiz. 

Trump ve Harris arasındaki rekabet, sadece ABD içindeki bir başkanlık yarışı değil, aynı zamanda uluslararası sistemin yeni dinamiklerini belirleyecek bir mücadeleydi. Trump’ın yapacağı Başkanlık konuşması muhtemeldir ki tarihe “Trump Doktrini” olarak geçebilecek nitelikte olacaktır. Zira uluslararası sistemin metodolojisini nüans boyutunda dahi değiştiriyor olması bunun meşruiyeti için yeterlidir. Trump bir “ulusa sesleniş” değil “dünyaya mesaj” konuşması yapacaktır.

Trump seçim sürecinde hemen her şeyi açıkça ifade etti. ABD’yi uluslararası politika anlamında içine kapatacak bu açılımlar uluslararası sistemin yeni ilkelerini ortaya koyuyordu. Peki, Trump Doktrini ABD siyaseti ve uluslararası ilişkileri nasıl etkileyecek veya yönlendirecek?

Uluslararası sistemden askeri anlamda izole olmaya başlayan ABD, kendi kıtasında ekonomik ve siyasi bir güç olmaya ağırlık verecek. Trump’ın kıta ülkelerine yönelik ironik çıkışları bu yüzden çok da garipsenmemeli.

Bu izolasyon dönemi elbette ki ABD’nin uluslararası alanda ekonomik, bilimsel ve kültürel bir güç olmasına mâni olmayacak. İnsan hakları, demokrasi, iklim değişikliği ve çevre, bilim, teknoloji, temiz enerji, sürdürülebilir kalkınma, yoksullukla mücadele, göç, yapay zekâ, kültürel işbirliği, nüfus politikaları ve toplumsal cinsiyet eşitliği hususundaki etkinliği artacak.

ABD’nin dünya jandarmalığını bırakması, büyük uluslararası çatışmaları ve müdahaleleri öteleyecek gibi görünüyor. Ancak bunun ülke içi ve sınır çatışmalarına bir etkisi olmayacak. Sistemin enerjisini atacak yerel düzeydeki çatışmalara her zaman ihtiyaç olacaktır. ABD silah satışından para kazanmaya devam ederken, askeri harcamalardan elde edilen tasarruflarla diğer alanlarda yapılacak yatırımların temelini oluşturacak.

İngiliz aklının hâkim olacağı yeni dönemde daha yumuşak güçlerin kullanılması tercih edilecektir. Diplomatik yol ve yöntemlerin güçleneceği bir süreçte dışişleri bakanlıkları eskisinden daha aktif hale gelecek. Yerel veya bölgesel boyutta ortaya çıkacak çatışma ve barışların ardında nitelikli bir diplomasi görmek mümkün olacak. Ülkeler istihbarat başta olmak üzere her alandaki insan kapasitelerini en iyi şekilde kullanmaya başlayacaklar.

İngiltere’ye “güneş batmayan” ülke sıfatını veren İngiliz Milletler Topluluğu daha görünür ve işlevsel hale gelecek. Kim bilir belki de yeni valilikler tahsis edilecek ya da mevcutların altında kaymakamlıklar. Özellikle Orta Doğu’daki gelişmeleri bu gözle takip etmek gerekecek.

İsrail – Filistin savaşı iki devletli bir barış anlaşmasıyla sonlanacak. İsrail devlet olarak uluslararası politikadaki meşruiyetini sorgulatır hale getirse de Yahudiler gelecek dönemde binlerce yıllık kültürleriyle uluslararası sistemin kılcal damarlarında dolaşmaya devam edecek.

Suriye’de yaşamsal bir taviz veren Rusya, Ukrayna ile gönlünce bir anlaşma yapma imkânı elde etmiş oldu. Vaktiyle büyük devlet olma arzusu Rusya’yı Osmanlı’nın başında demoklesin kılıcı haline getirirken, şimdi tam tersi oldu. Türkiye kendine sunulan imkanları Türkistan coğrafyasında kullanmaya çalışacak. 16. Yüzyıldan bu yana yaşanan Türk – Rus ilişkilerindeki İngiliz dengesinin algoritmasını çözebilecek bir zihniyete ihtiyaç var. Anlamakta zorlandığımız bu yazılımın şifrelerini çözdüğümüzde hemen önümüzde gerçekleşen olayların önemli bir kısmını anlamlandırmış olacağız.

NATO eski ihtişamlı günlerine veda edecek. Muhtemelen daha küresel yeni savunma birimleri oluşturulacak. Uluslararası ilişkiler bölgesel ve çıkar örgütlenmelerin ötesinde daha global yapılanmalarla yönetilmeye doğru gidiyor.

Irk, din ve dilde meydana gelen evrensel bütünleşmeler ulusal değerleri her geçen gün anlamsızlaştıracak. Göç, bu kaynaşmanın fiziki motoru olmaya devam edecek. Bir ulusa bağlı olmak yerine dünya vatandaşlığı daha kıymetli bir değer olacak.

Yapay zekâ alanındaki akla ziyan gelişmeler tekdüze ve tek elden yönetilebilir bir dünyanın kapılarını aralayacak. Anlamsızlaşan insan zekâsı ideolojilerden ve felsefi düşüncelerden uzaklaşıp günlük çıkarlarının peşinde koşacak. “Ben” ya da “ego’nun farkında olmayan insanların hiçlikleri bugün psikolojik bir rahatsızlık olarak görülse de yarınının rutini olacak. “Kendi” veya “kendiliğinin” bilincinde olmayan insanların oluşturacağı toplumlardan bahsediyoruz dikkat edelim.

Savaş dönemlerinin ekonomik silahlarından birisi olan altın, görevini yapmış olmanın rahatlığı içinde biraz dinlenmeye çekilecek. Yapay zekanın egemen oldu bir hayatta kripto paralar daha çok tercih edilecek.

LGBT ve türevleri, cinsiyet farklılığını ortadan kaldırmak suretiyle, insan üremesine dair yeni bakış açıları ortaya çıkartacak.

Almanya ve Japonya geçen yüzyılda teknoloji ve sanayi alanında elde ettiği başarının ivmesiyle idare etmek zorunda kalacaklar. ABD ileri teknoloji alanındaki liderliğini başta Çin olmak üzere seçilmiş yeni ülkelerle paylaşacak. Kore toplumsal cinsiyet özdeşliğinin çocuklar üzerinde meşrulaştırılması hususunda kendine verilmiş rol modellik görevini devam ettirecek.

Çaresizliğin hüznünü yaşayan İran’ın uluslararası politikadaki yaklaşık yarım yüz yıllık gösterişli dönemi sona erecek ve 1925 öncesinin değerlerine dönüş yapacak. Bu da doğal olarak İslam coğrafyasında Sünni Şii çatışmasını sorgulatır hale getirecek. Zira sistem artık böylesi bir çatışmayı çok da anlamlı görmüyor. Pamuk ipliğine dayalı sosyal dengeler yakın bir zamanda İran’da güçlü bir siyasal dönüşüm gerçekleştirebilir.

Din, etnik yapı ve dil gibi kültürel yapının temel dinamikleri “kendini” tanımlamakta zorlanan insanlar için bir anlam ifade etmemeye başlayınca “tekil” bir dünyadan neyi kastettiğimiz daha iyi anlaşılacak. Komünistlerin kapitalist, dindarların ateist, milliyetçilerin ırksız olduğu bir dünyada değerlere dair her şey yerle bir oluyor. 

Tekil bir dünya küreselleşmenin sonucu olsa da sistem yerellik üzerinden bir tekilleşmeyi önceleyecek. Yani yerel değerler müstakilen yok edilirken üst yapıda doğal olarak bir bütünlük sağlanmış olacak. Din, ırk ve dile dair yerel törpülenmeler küresel bir dünyanın olmazsa olmazları olacak.

Şeytani aklın hedefleri doğrultusunda dünya sistemine egemen olan üstün insan zihniyeti, hiçbir vakit savaşları, barışları, parayı ve gücü umursamadı. Onun tek hedefi vardı; insanı baştan çıkarmak. Ayartılmak isteyen her kim varsa ona istediğini verdi. Yapay zekayla yönetilen insan zihinsel olarak hiç bu kadar baştan çıkartılmamıştı.

Ne yazık ki dünyada bu baştan çıkarmaya maruz kalmamış hiçbir toplum kalmadı. Şayet birileri çıkıp bireysel olarak dahi ben bu etkiye maruz kalmadım diyorsa bilin ki o ya çok masum ya da bir işbirlikçidir. Günümüz dünyasının kahramanları Don Kişot’a rahmet okutma hususunda birbiriyle yarışıyorlar. Lakin ilginç olan şu ki hale kendilerine Sancho Panza bulmakta zorlanmıyorlar.

Bu hayatı yaşanılır kılan tek şeyin hala “sevgi” olması ne güzel şey.

Bir cevap bırakın

e-Posta adresiniz paylaşılmaz.